Bir zamanlar, çok ama çok uzaklarda, her yerin kupkuru olduğu bir diyar varmış. Toprak susuzluktan çatlamış, çiçekler boyunlarını bükmüş, kuşlar bile suskunluğa gömülmüş. İşte bu diyara, Danaos adında bir baba ve onun birbirinden güzel elli kızı gelmiş. İçlerinden biri var ki, adı Amymone; gözleri pırıl pırıl, yüreği cesaret dolu bir kızcağız.
Babası kızlarına, "Haydi bakalım, her biriniz bir yana gidin, şu topraklara hayat verecek bir damla su bulun," demiş. Amymone, o gün akşama kadar dağ bayır demeden yürümüş. Ayakları yorulmuş, sırtı terlemiş ama ne bir dere sesi ne de bir serin pınar görmüş. Yorgunluktan bitkin düşen küçük kız, bir ağacın gölgesine kıvrılıp derin bir uykuya dalmış.
Tam o sırada, ormanda dolaşan yaramaz mı yaramaz bir satyr onu fark etmiş. Amymone, yaramazın sesiyle ürküp uyanmış. Korkmuş ama hiç pes etmemiş, başlamış avazı çıktığı kadar bağırmaya. "Hey, biri bana yardım etsin!" diye seslenmiş. Sesi o kadar içtenmiş ki, denizlerin derinliklerinde yaşayan ve dalgaları yöneten o yüce dostumuz Poseidon, kızın sesini duymuş.
Poseidon, gürültülü bir rüzgar gibi çıkagelmiş, o yaramaz satyri hemen oradan uzaklaştırmış. Amymone, titreyen sesiyle ona susuzluklarını anlatmış. Denizler dostumuz, kızın haline acımış. Elindeki büyük yabasını sanki toprağa bir mühür vurur gibi sertçe kayaya çarpmış. O an, kayanın içinden buz gibi, berrak ve tertemiz bir su fışkırmış! Öyle bir su ki, bütün toprak yeniden canlanmış, yeşermiş. O günden sonra bu pınara Amymone Pınarı demişler.
Amymone ve yüce dostumuzun bu hikayesi, yıllar boyunca dilden dile dolaşmış. Hatta sonra, onların Nauplios adında dünyalar tatlısı bir çocukları olmuş. Bu çocuk büyümüş, deniz kıyısında harika bir şehir kurmuş. Bugün bile, o serin pınarın başına gitsen, kuşların cıvıltısı arasında Amymone'un hikayesini fısıldadığını duyabilirsin.
Hadi şimdi, şu kıyıda biraz dinlenelim; belki o eski günlerden kalma bir tas serin içecek buluruz, ne dersin?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana kahramanların ya da "Gökyüzü sakinleri"nin zaferlerinden değil, onların hırslarının gölgesinde ezilenlerin, bir piyon gibi oradan oraya savrulanların hikayesini anlatacağım. Bugün, Amymone’un adını fısıldayalım rüzgara.
Amymone, Danaos’un elli kızından biriydi. Kendi hayatının sahibi miydi? Hayır. Babası Danaos’un ve onu bir satranç taşı gibi kullanan güçlülerin dünyasında, sadece susuz kalmış bir toprakta su bulmaya mecbur bırakılmış bir gölgeydi. Neden susuzdu toprak? Çünkü Poseidon, bir şehir üzerindeki hakimiyetini kaybettiği için hırsına yenik düşüp dünyayı kuraklıkla cezalandırmıştı. Bir “güçlünün” öfkesi, binlerce masumun boğazını kurutuyordu işte. Sen buna adalet der misin?
Yorgun düşüp uykuya daldığında, bir satyr’in saldırısına uğradı. O an, ormanda çaresizce çığlık atan sadece bir kız değildi; sistemin savunmasız bıraktığı her insanın sesiydi Amymone. Sesini duyan Poseidon, satyr’i kovdu evet, ama bunu bir kurtarıcı olduğu için yapmadı. Kendi sınırlarına giren bir mülke el koyar gibi, bir “Gök sakini” kibriyle oradaydı. Yabasını kayaya vurup suyu çıkardı; ama o su, Amymone’un özgürlüğünün bedeli olarak bir altın tepside sunulmuş bir tuzaktı.
Kıymetli evlat, bu dünyada güçlüler, kendi yarattıkları felaketleri çözerek kendilerini kahraman ilan etmeyi severler. Poseidon, kızı korumuş gibi göründü ama aslında ona kendi iradesini dayattı. Amymone’un payına düşen, babasının hırsı ve Poseidon’un sahip olma arzusu arasında sıkışıp kalmaktı. Bugün o bölgede hala akan o suyun adı Amymone’dur; ama bu bir onur değil, aslında sistemin piyonu olmuş bir kızın derin ve bitmek bilmeyen hüzünlü hatırasıdır.
İşte böyle... İnsanlar şarap kadehlerini kaldırıp zafer şarkıları söylerken, ben bu toprakların altında, kimsenin duymadığı o çığlığı dinlerim. Gerçek, kralların yazdığı destanların arasında değil, ezilenlerin sessizliğinde saklıdır. Şimdi uyu ve hatırla; güçlü olanın lütfu, çoğu zaman senin özgürlüğünün fiyatıdır.