Thesauros Mythology Amykos

Amykos

Amykos

Poseidon’un oğlu, Bithynia kralı Amykos; yolcuları yumruk dövüşüne zorlayan zalim bir devdi. Polydeukes ile karşılaşınca sonu hüsran oldu.

Poseidon’un soyundan gelen, fiziksel cüssesiyle orantılı bir egemenlik kuran bu dev, Bithynia coğrafyasını kendi sınırları içinde bir hapishaneye dönüştürmüş Bebrykes kralıydı. Kendi topraklarına adım atan her yabancıyı rızası dışında bir müsabakaya zorlayarak, güç kullanmanın sınırlarını kaba kuvvetin tahakkümüne hapsetmişti. İster çıplak yumruklarıyla ister kurşun takviyeli kestos eldivenleriyle olsun, uyguladığı bu şiddet tek taraflı bir otorite gösterisiydi; zayıf düşürdüğü bedenleri yok ederken kendi iktidarının dokunulmazlığını tesis ediyordu. Khalkedon kıyılarına ulaştıklarında Argonaut’lar bu zorbalığın kurumsal hale gelmiş bir yansımasıyla karşılaştılar. Nihayetinde Zeus’un oğlu Polydeukes, bu merkeziyetçi şiddet biçimine meydan okuyarak devi alt etti ve tek taraflı bir üstünlükle inşa edilmiş o korku iklimini, anlık bir güç dengelenmesiyle yerle bir etti.
Silenos
Şöyle oturun bakalım minikler, hele bir soluklanın. Ayaklarınızı uzatın da size şu Karadeniz’in hırçın sularında yaşamış koca bir kabadayıdan, yani Amykos’tan bahsedeyim.

Amykos dediğin, bildiğin devlerden. Babası kim sanıyorsunuz? Denizlerin hakimi, hani şu elinde üç dişli yaba tutan Poseidon! Bir devden daha ne beklersiniz? Amykos, günümüzdeki Bursa’dan başlayıp Karadeniz’in kıyılarında uzanan o yemyeşil Bithynia topraklarında, Bebrykes denilen boyun kralıydı. Ama nasıl bir kral! Sarayında huzurla oturup halkının derdini dinlemek yerine, limanına uğrayan her yabancıyı kapıda beklerdi.

O dev cüssesiyle limana yanaşan gemileri görür görmez, "Hele bir boks maçı yapalım!" diye bağırırdı. İnsanlar daha gemiden inmeden kendilerini ringde bulurlardı. Amykos, sadece çıplak yumrukla da yetinmezdi; o zamanlar "kestos" dedikleri, içine kurşun doldurulmuş deri eldivenler takardı. Bir vurdu mu, yer yerinden oynardı. Zavallı gemiciler, koca devin karşısında sadece spor olsun diye değil, hayatlarını korumak için çırpınırlardı. Amykos'un kuralı basitti: Kazanan o olurdu, kaybedenin ise artık hikayesi biterdi.

Yıllar böyle geçti, krallığı korkuyla yönetildi. Ta ki bir gün, o meşhur Argonaut’lar gemileriyle Khalkedon’a, yani bugünkü Kadıköy’e varana dek. Bu ekipte kimler yoktu ki? En cesurları, en bilgeleri bir araya gelmişti. İçlerinde bir delikanlı vardı, Zeus’un oğlu Polydeukes. Delikanlı dediğime bakmayın, gökyüzü sakinlerinin soyundan gelme, eline geçeni havada kapacak cinsten bir dövüşçü.

Amykos yine her zamanki kibriyle, "Kim benimle yumruk yumruğa çarpışacak?" diye gürledi. Herkes birbirine bakarken, Polydeukes öne çıktı. "Madem bu kadar heveslisin, gel biraz ter dökelim," dedi. Çoğu kişi devin devasa göğüs kafesini görünce ümidini kesmişti ama Polydeukes daha çevikti. Rüzgar gibi hareket ediyor, devin savurduğu ağır darbelerden bir kedi gibi sıyrılıyordu.

Sonunda, o koca dev, kendi kibrinin altında ezildi. Polydeukes, yaptığı hatayı yüzüne vuran bir darbeyle Amykos’u dize getirdi. O insafsız, o mağrur devin saltanatı, bir bilgenin kurnazlığı ve bir savaşçının ustalığıyla son buldu. İşte böyle... Kendi topraklarında adaleti tesis etmek isteyenler, er ya da geç bu devleri yerle bir ederler.

Hadi bakalım, şarabımın dibinde biraz daha bal tadı kalmış, şimdi biraz dinlenme vakti. Bir dahaki sefere size denizlerin öbür ucundaki başka bir macerayı anlatırım, ama şimdi gözlerinizi dinlendirin. Dünya dediğin yer, tam da böyle hikayelerle dönüyor işte.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme