Gel bak yanıma, minik dostum. Şimdi sana uçsuz bucaksız, köpük köpük bir masal anlatayım.
Eskiden, çok eskiden, denizin en derin, en parıldayan yerinde Nereus adında ak sakallı bir dede yaşarmış. Bu dedenin elli tane kızı varmış, hepsi de deniz perisiymiş. İçlerinden biri var ki, güzelliği gümüş balıkların pullarından daha parlakmış: Amphitrite.
Bir gün bu güzel kız, kız kardeşleriyle kumsalda neşeyle oynarken, denizin gürültülü ama iyi kalpli efendisi Poseidon onu görmüş. Denizlerin bu güçlü dostu, Amphitrite’nin o utangaç gülüşüne hemen hayran kalmış. Ama Amphitrite biraz ürkekmiş, denizlerin ötesine, dünyanın sonuna kadar koşup saklanmış.
Poseidon bu güzel kızı bulmak için denize bir yunus göndermiş. Yunus, dalgaların arasından öyle bir süzülmüş ki, rüzgar bile ona yetişememiş. Sonunda Amphitrite’yi bulmuş, nazikçe sırtına almış ve denizin ortasındaki saraya geri getirmiş. O gün bugündür, ikisi el ele verip uçsuz bucaksız denizleri yönetirler.
Köpüklerden yapılmış arabalarında, bazen biraz üzüm suyu içip neşelenerek, bazen de balıklarla şarkılar söyleyerek gezerler. Bir de çocukları olmuş, adı Triton. Bu çocuk, denizlerin en güçlü koruyucusu olmuş. Babasının altın sarayında, annesinin şefkatiyle büyümüş.
Bak, eğer bir gün denize karşı oturup dalgaların sesini dinlersen, belki Amphitrite ve ailesinin o köpüklü arabasının tıkırtılarını duyabilirsin. Şimdi git bakalım, rüzgar seni kumsala bekler.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Kulaklarını denizin uğultusuna ver, çünkü sana anlatacaklarım, o yaldızlı kitaplarda yazanlardan çok daha farklı.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler: Denizlerin Mahzun Kraliçesi Amphitrite
Herkes Amphitrite'yi denizlerin kraliçesi, Poseidon'un yanında oturan şanslı bir eş sanır. Ama gel, okyanusun derinliklerine, o soğuk ve sessiz diplere bakalım. Bir zamanlar Amphitrite, kız kardeşleriyle kumsalda özgürce koşan, kendi hayatının sahibi bir genç kızdı. Gökyüzü sakinlerinden biri olan Poseidon onu gördüğünde, bir insanın bir deniz kabuğunu görüp koleksiyonuna katmak istemesi gibi onu arzulamıştı. Oysa Amphitrite için bu bir aşk değil, bir hapishaneydi.
O, neden kaçtı sanıyorsun? Dünyanın sonundaki Atlas'ın bile omuzlarına yüklediği ağırlıktan daha ağır bir şeyden, özgürlüğünün çalınmasından kaçıyordu. Ama Güçlüler, kendi istekleri için yollarını her zaman bulurlar. Poseidon, bizzat elini sürmedi; bir yunus gönderdi. Sanki bir hayvanın aracı olması, özgür bir iradeyi zorla yerinden etmenin günahını silermiş gibi! O yunus, Amphitrite'yi sırtlayıp denizlerin kralının ayaklarına bir "hediye" gibi bıraktı.
İşte gerçeğin acı tarafı burada gizli: O, mutlu bir eş değil, kendi krallığının içinde aslında bir tutsaktı. Altından bir sarayda, çevresine korku salan Triton’un annesi olarak anılması, onun hikayesinin bittiği anlamına mı gelir? Hayır. O, sessizliğe mahkum edilenlerin en başında gelir. Poseidon toprağı sarsıp gümbürdettiğinde, herkes onun gücünden bahseder; oysa Amphitrite, o dalgaların altında, kendi isminin unutulup bir figürana dönüşmesini izleyen derin bir kederi saklar.
Bir yudum şarapla bu dünyanın neşesini hatırlamaya çalışırız ama bazen en parlak tacın altında, en koyu hüzünler gizlidir. Güçlülerin "mutlu son" dedikleri şey, aslında bir başkasının sessizliğidir. Unutma evlat, denizler sadece o ışıltılı saraylardan ibaret değildir; en büyük fırtınalar, o sessizliğin içinde büyür.