Thesauros Mythology Amphinomos

Amphinomos

Amphinomos

Penelopeia'nın en aklı başında talibiydi. Ölçülü ve adildi ancak kaderinden kaçamadı, Odysseus'un evinde kargı darbesiyle yaşamını yitirdi.

Amphinomos, Penelopeia’nın kapısını aşındıran kalabalığın içindeki aykırı sükuneti temsil eder; zira tahakkümün kaba kuvvetle tahkim edildiği bir sofrada, aklın temsilcisi olarak daha incelikli bir iktidar arayışının sözcülüğünü üstlenir. Telemakhos’un hayatına kastetmeyi planlayan zorbaların aceleciliğine karşı duruşu, sadece bir merhamet gösterisi değil, kontrolü kaybetmemek isteyen bir düzenin sağduyulu tedbiridir. Odysseus’un dilenci kılığındaki varlığını bir tehdit değil, hiyerarşiyi bozmayan bir detay olarak görüp fiziksel şiddeti reddetmesi, otoritenin kaba güçten ziyade rıza ve denge üzerine kurulması gerektiğine dair örtük inancını ele verir. Yine de meşruiyetini kurduğu o nazik dengeler, nihayetinde kendisini de parçası olduğu o yıkıcı kaderden muaf kılamaz; zira iktidar oyunlarında, sistemin süregiden şiddetine ortak olan her figür, kaçınılmaz olarak kendi hiyerarşisinin kurbanına dönüşür ve Telemakhos’un savurduğu kargı, aslında onun kendi inşa ettiği düzenin kaçınılmaz sonunu mühürler.
Silenos
Şöyle bir yaslanın bakalım, dizlerimi kırmışım yine, şuramda da bir parça taze üzüm... Dinleyin evlatlar, size herkesin kötü diye yaftaladığı o koca kalabalığın içindeki tek bir çiçekten, Amphinomos’tan bahsedeceğim.

İthaka’nın o tozlu sarayında, Penelopeia’nın kalbini çalmaya çalışan bir sürü züppe, bir sürü küstah adam vardı hani; hatırlar mısınız? İşte o gürültücü, o hadsiz güruhun içinde Amphinomos biraz farklıydı. Hani bahar dalının ortasında yeşeren, vakitsiz açan o sükunetli yaprak gibi. Diğerleri gürültüden başka bir şey bilmezken, o, durgun bir göl gibiydi. İçinde fırtınalar kopsa da dışarıya hep ağırbaşlı bir sükunet yansıtırdı.

Bir gün, o meşhur dilenci kılığındaki kralınız Odysseus sarayın kapısından girdiğinde, o kendini bilmez kalabalık zavallıya gülüp geçiyor, hatta kaba kuvvetle onu hırpalamak istiyordu. Herkesin vicdanı sanki bir köşeye çekilmiş uyuyordu. Ama Amphinomos… O, işte o an araya girdi. "Yapmayın," dedi, "bir bilene danışalım, belki de bu gelen gökyüzü sakinlerinden biridir, belki de bir habercidir." Sesi gür değil ama etkiliydi, tıpkı sarp kayalıkları usulca aşındıran berrak bir su gibi.

Sadece merhametli de değildi bu adam; korkusuzdu da. Genç Telemakhos’un başına bir iş gelmesin diye kılıç çekenlerin karşısında durdu. "Bir genci öldürmek ne büyük günahtır, hele ki bir sarayın çatısı altında," diye haykırdı. Gökyüzü sakinleri insanoğlunun yüreğine bazen böyle ince bir sızı koyar; Amphinomos’un yüreğinde o sızı vardı işte.

Ne çare ki evlatlar, kaderin dokuduğu o karmaşık kilim, bazen en temiz iplikleri de içine alıp düğümler. Amphinomos, o karanlık gecede taliplerle aynı kaderi paylaştı. Telemakhos’un kargısı ona doğru uçtuğunda, belki de o kargaşa içinde neden vurulduğunu bile anlayamadı.

Kötülerin arasında iyi kalmaya çalışmak, fırtınada yanan bir mum tutmak gibidir. Amphinomos o mumu sonuna kadar tuttu, ama rüzgar çok sertti. Şimdi kadehinizi kaldırın, ama şarabı değil, anıları yudumlayın. Çünkü bu dünya, kalabalıkların gürültüsünde bile kendi sessiz şarkısını söyleyebilenleri her zaman hatırlar. İyilik bazen sadece bir sonuç değil, bazen sadece bir duruş meselesidir, anladınız mı?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme