Thesauros Mythology Ampelos

Ampelos

Ampelos

Dionysos’un sevgilisi güzel Ampelos, asmadan düşüp can verince, kederli tanrı onu gökyüzünde parlayan bir yıldıza dönüştürerek sonsuza dek yaşattı.

Üzüm kütüğünü temsil eden ismiyle Ampelos, bir satyr ve bir nympha’nın birleşiminden dünyaya gelmişti. Dionysos’un ona sunduğu asma, aslında bir karaağacın gölgesine tünemiş, doğanın kontrolsüz gücünü bahşeden bir mülkiyet nişanesiydi; tanrı, arzusunu bir lütuf kisvesi altında bu genç bedene raptetmişti. Ampelos, tanrının dikte ettiği sınırları aşarak yüksekteki meyveye uzandığında, kendi varlığını o hiyerarşik düzenin dışında konumlandırmanın bedeli olarak yere çakıldı. Ölümü, tanrısal iradenin karşısında bir sapma değil, bir kopuştu. Dionysos ise kaybettiği bu "kendi" parçasını, gökyüzünün değişmez sistemine bir yıldız olarak sabitleyerek, onun özerkliğini sonsuza dek sürecek o kusursuz göksel disiplinin bir nesnesi haline getirdi.
Silenos
Çökün bakalım şöyle, dizlerimin dibine. Eski toprakları, rüzgarın fısıltılarını merak edenler toplanın. Size Ampelos’un hikayesini anlatacağım; hem biraz hüzünlü hem de gökyüzünün ışıltısıyla yıkanmış bir masal.

Ampelos, adı "üzüm kütüğü" anlamına gelen o gencecik delikanlı... Bir satyr babanın ve bir nympha annenin göz bebeğiydi. Öyle bir güzelliği vardı ki, sanki ormanın içindeki en berrak pınarın yansımasını almış da yüzüne sürmüşler gibiydi. Dionysos, o neşeli gökyüzü sakini, bu delikanlıyı gördüğünde zamanın durduğunu hissetmişti. Aralarında öyle bir bağ, öyle bir dostluk kuruldu ki, Dionysos onu kendi dünyasının en kıymetli hazinesi belledi.

Hani derler ya; birine verilebilecek en güzel hediye, doğanın ta kendisidir diye. İşte Dionysos da ona bir armağan verdi: Karaağaçların dallarından aşağıya salkım salkım sarkan, kehribar ve yakut renginde ışıldayan o eşsiz asmayı... Ampelos, sanki o ağacın bir parçasıymış gibi tırmanırdı o dallara. İnce, esnek bedeniyle rüzgarla dans eder, üzümlerin en tatlısını yakalamaya çalışırdı.

Fakat dünya, her zaman neşeli melodiler çalmaz bizlere. Bir gün, güneş tam tepedeyken, Ampelos yine o yüksek dallardan birinde, en güzel salkıma uzanmıştı. Gençlik işte, insan bazen yerçekimini unutur, bazen kanatları olduğunu sanır. Bir anlık dikkatsizlik, bir dalın kırılışı ve Ampelos kendini boşlukta buldu. Düşüşü, ormanın derin sessizliğinde bir kuşun kanadının kırılması kadar kısa ama bir o kadar da derin bir iz bıraktı.

Dionysos’un o büyük kederini tahmin edebilirsiniz. Gökyüzü sakinleri bazen ne kadar güçlü olsalar da, kalplerinin bir köşesi her zaman kırılmaya müsaittir. Sevdiğini, o neşeli dostunu kaybedince tanrı, dünyayı bir hüzün perdesiyle kapladı. Ama bilirsiniz, bazen bir yaşam biterken bir başkası, daha parlak ve sonsuz bir ışıkla başlar.

Dionysos, Ampelos’u toprağın karanlığında bırakmadı. Onu gökyüzünün engin maviliğine taşıdı. Bugün ne zaman gece olup da başınızı yukarı kaldırsanız, orada parlayan o özel yıldızları görürsünüz ya; işte onlar Ampelos’un kendisidir. O artık bir asma dalında değil, gökyüzünün sonsuz tavanında, biz fanilere gülümsüyor.

Hadi şimdi, biraz soluklanın. Şarabın o buruk tadı damağınızda kalsın, zihninizde ise gökyüzüne uzanan bir gencin hatırası. Hayat dediğin de bu değil midir zaten? Biraz düşüş, biraz yükseliş ve ardında bırakılan o sönmeyen parıltı.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme