Thesauros Mythology Amores

Amores

Amores

Venüs’ün kanatlı, yaylı çocuğu Amor; tutkuyu simgeler. Antik Roma’dan Rönesans’a uzanan bu afacan figür, aşkın en oyunbaz halini sanatla ölümsüzleştirir.

Latince aşk kavramını karşılayan Amor ya da Cupido, Roma İmparatorluğu’nun estetik kodlarında, elinde yayı ve oklarıyla beliren, kanatlı ve tombul bir çocuk imgesiyle cisimleşir. İktidarın arzuyu kendine göre biçimlendirme ve hiyerarşik bir düzene tabi kılma arzusunu yansıtan bu figür, Venüs’ün gölgesinde kanat çırparak egemen düzenin meşruiyet sahasını koruyan bir süsleme öğesine dönüşür. Pompei’nin duvar resimlerinde mitolojik anlatıların vazgeçilmez bir parçası olan Amores, Rönesans’la birlikte Batı sanatının merkezine yerleşmiş, otoritenin estetik hazlar üzerindeki denetimini Rokoko üslubunun zarafetiyle XIX. yüzyıla kadar taşımıştır.
Silenos
Şöyle yaklaş bana evlat, hele bir otur... Omuzlarındaki yükü bırak, yaşlı Silenos sana gökyüzü sakinlerinin en haylaz, en kurnaz ama belki de en kudretli olanından bahsedecek. Hani şu elinde yayla okluğuyla, bulutların arasında pıtı pıtı koşturan minik kanatlılardan, yani Amores’ten...

Sen onlara bakıp "koca göbekli, tombul bir çocuk" diyip geçme sakın. O küçük kanat çırpışlarının arkasında ne fırtınalar kopar, bir bilsen! Roma topraklarında Amor ya da Cupido derler adına. Güzeller güzeli Venüs tanrıçamız, hani şu denizin köpüğünden doğan var ya, işte o nereye gitse, bu küçük yaramaz da hemen ardında bir gölge gibi biter.

Sanatçılar onları öyle çok sevmiş ki, taşa mermere işlemişler, duvarları fresklerle süslemişler. Özellikle Pompei şehrinin o güzelim evlerinde, tozlu rafların ardında veya sütunların gölgesinde hepsini görebilirsin. Ama iş sadece o eski duvarlarla kalmamış; Amores, zamanın nehrini aşarak Rönesans ustalarının fırçalarına konuk olmuş. Yüzyıllar boyunca şöminelerin kenarlarında, sarayların tavanlarında, hatta Rokoko denilen o süslü püslü zamanlarda bile başköşede oturmuşlar.

Aslına bakarsan, aşk dediğimiz şey de biraz öyledir; tıpkı onlar gibi bazen hiç beklenmedik bir anda, tam da en ciddiyetle yürürken insanın kalbine bir ok saplayıverir. O minik elleriyle attıkları oklar, bazen altın olur gönlü şenlendirir, bazen de kurşun olur ağırlık çöker.

Şimdi elindeki o kupadan bir yudum al da düşün bakalım; hiç sebepsiz yere için titrediğinde, gökyüzünün o küçük yaramazlarından biri omuzuna konmuş olabilir mi? Ne dersin? Hayat, işte bu görünmez yaramazların peşinde koşarken, bazen tatlı bir meyve, bazen de birazcık ekşi bir üzüm tadı bırakır insanın damağında. Hepsi bu kadardır evlat, gerisi zaten masal...

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme