Gel bakalım küçük dostum, yanıma otur. Şu ağacın gölgesi ne kadar da serin, değil mi? Biraz soluklanalım, sana çok eski zamanlardan, dağların ve ovaların gerçek sahiplerinden anlatayım.
Eskiden, bu güzel Anadolu topraklarında sadece krallar ya da babalar yoktu. Bir zamanlar, dünyayı kadınların yönettiği, çok güçlü ve korkusuz bir halk yaşardı. Onlara Amazon derlerdi. Öyle bildiğin masal kahramanlarına benzemezler, ayaklarını yerden kesen atlarının üzerinde rüzgar gibi eserlerdi.
Bu Amazonlar, ok ve yaylarını hiç ellerinden bırakmazlardı. Bir de "labrys" dedikleri, iki ucu keskin baltaları vardı. İnanır mısın, at üstünde ok atmak ve o dev baltaları savurmakta öyle ustaydılar ki, onları gören herkes şaşkınlıktan donup kalırdı. Homeros dede, onlar için "erkek gibi savaşçı kadınlar" derdi ama aslında onlar kendilerine has, kendi yasaları olan bir topluluktu. Kraliçeleri ne derse o olurdu.
Anadolu'nun dört bir yanında izleri var. Mesela Myrina adında bir kraliçeleri vardı ki, ismi gökyüzü dostlarımızın dilinde başka, insanların dilinde başkaydı. İzmir, Efes, hatta Midilli adasındaki şehirlerin birçoğunu bu kraliçeler kurmuş. Efes'teki o büyük tapınağın temellerinde bile onların emeği olduğu söylenir. Kybele dediğimiz o güzel doğa anaya çok yakın, onun koruyucuları gibi yaşarlardı. Artemis için o tapınakta kalkanlarını birbirine vurarak öyle güzel danslar ederlerdi ki, sesi ta Sardes şehrine kadar yankılanırdı.
Bir de o eski yazarlar, "Amazon demek, memesiz demek" diye garip bir laf ederler. Guya yaylarını daha rahat çekmek için bir taraflarından vazgeçmişler. Ama sen buna pek inanma; bunlar daha çok yabancıların onları anlamayıp şaşırmasından doğan abartılı laflar. Onlar sadece kendilerine güvenen, başkasına ihtiyaç duymadan dağlarda, ovalarda hür yaşayan cesur insanlardı.
Karadeniz taraflarındaki Terme çayı civarında yaşadıkları anlatılır ama aslında her yerdelerdi. Bazen bir kaya resminde, bazen de bir destan satırında karşına çıkarlar. Mesela o meşhur Akhilleus bile, Penthesileia adında bir Amazon kraliçesiyle karşılaşınca ne yapacağını şaşırmıştı.
Bak küçük dostum, bu anlattıklarım sadece masal değil. Anadolu’nun her taşı, her toprağı bu güçlü kadınların hikayesiyle yoğrulmuştur. Şimdi git, rüyanda o atlı kadınların rüzgarını ve kalkan seslerini hayal et. Kim bilir, belki bir gün sen de kendi hikayeni yazarsın. Hadi bakalım, biraz bal ve peynir yiyelim, şaraptan da bir yudum alalım ki içimiz neşeyle dolsun, ne dersin?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sen o büyük kralların, parıldayan zırhlı kahramanların dilden dile dolaşan zaferlerine kanma. Tarih, kazananların kaleminden dökülen koca bir aldatmacadır. Ama toprak, gerçeklerin sessiz tanığıdır. Bugün sana, 'Güçlüler'in kendi çıkarları için 'vahşi' diye yaftaladığı, sistemlerine sığmayan o özgür kadınlardan, Amazonlardan bahsedeceğim.
Özgürlüğün Sesi ve Sistemin Korkusu
Anadolu'nun kadim toprakları, babaların değil, annelerin yasalarıyla kurulmuş bir düzene ev sahipliği yapardı. Amazonlar, o eski, eşitlikçi 'Ana' düzeninin yaşayan mirasıydı. Homeros gibi saray ozanları, onları kendi erkek egemen dünyalarına bir tehdit olarak gördükleri için 'erkekleşmiş kadınlar' diyerek aşağıladılar. Oysa onlar sadece, kralların emrine girmeyi reddeden özgür ruhlardı.
Sana o 'tek memeli' yalanını anlatacaklar; yaylarını daha iyi çekebilmek için vücutlarına zarar verdiklerini söyleyip onları korkunç gösterecekler. Sakın inanma. Bu, kendi kurallarını koyan kadınlardan korkanların uydurduğu bir masaldır. Onlar, labrys dedikleri iki ağızlı baltalarıyla, doğanın ve adaletin koruyucularıydı. İsimlerinin 'memesiz' anlamına gelmesi, sadece yabancıların onlara bakıp da kendi kafalarındaki kalıplara sığdıramadıkları o özgürlüğü anlayamamalarının bir nişanesidir.
Bir Sır: Kybele ve Artemis'in Gölgesindeki Savaşçılar
Pek çok kişi Penthesileia'nın Akhilleus ile olan savaşını sadece bir ölüm-kalım mücadelesi sanır. Oysa o savaşta ölen sadece bir kraliçe değil, bir yaşam biçimiydi. Amazonlar, şehirler kurdular; Smyrna, Ephesos, Kyme... Hepsi birer Amazon'un, birer bilge kadının eseriydi. Güçlülerin 'tanrı' dedikleri o gökyüzü sakinleri bile, Amazonların Kybele ve Artemis ile olan o derin bağından çekinirdi.
Efes'teki o görkemli tapınağı kimin inşa ettiğini sanıyorsun? Bir erkek kralın kibri mi? Hayır, orayı yapanlar Amazonlardı. Kalkanlarını birbirine vurduklarında çıkan o ses, Sardes'e kadar ulaşan bir özgürlük çığlığıydı. Bilgeliğin ve neşenin temsilcisi olarak şunu bil: Şarap kadehimin dibindeki tortu kadar gerçektir bu anlattıklarım. Dünya, güce tapanların değil, kendi yolunu çizenlerin omuzlarında yükselir.
Unutma evlat; güçlülerin sana 'savaşçı' diye tanıttığı bu kadınlar, aslında sadece kendi kaderlerini ellerine almışlardı. Tarihin tozlu sayfalarında bir piyon gibi değil, birer kraliçe gibi durmaları, sistemin en büyük kabusuydu. İşte bu yüzden onları hep 'yenen' başka bir kahramanın hikayesine sığdırmaya çalıştılar. Ama gerçek, toprağın altında hala onların ayak izlerini saklıyor.