Şimdi arkana yaslan ve biraz yaklaş bakalım; kadehimi şöyle kenara bırakıp sana eski zamanların en inatçı, en gözü pek ama sonu biraz hüzünlü biten kraliçesini, Amata’yı anlatayım.
Latium topraklarının kraliçesi Amata’yı bir düşün; sanki içine hırçın bir fırtına kaçmış gibiydi. Kocası Kral Latinus ne derse desin, o kendi bildiğinden şaşmazdı. Kızı Lavinia’yı, Rutul’ların güçlü kralı Turnus’a eş yapmak için kafasına koymuştu bir kere. Kendi dünyasında her şey yerli yerinde, düzenli ve huzurlu akıp gidiyordu. Ta ki o meşhur Troya gemileri, ufuktan bir hayalet gibi çıkagelene kadar...
Hani şu Troya’dan kaçıp gelen Aeneas var ya; işte o yabancı İtalya kıyılarına ayak bastığında, Latinus’un fikri bir anda değişiverdi. "Kızımı bu yiğide vereceğim" dedi kral. İşte Amata’nın dünyası o an baş aşağı oldu. Sen misin bunu diyen? Kraliçe, içindeki o öfke ateşini körükledi de körükledi. Göklerin sakinleri bile onun bu hırsı karşısında bazen kaşlarını çatmıştır, orası ayrı.
Amata, Turnus’u elinden tuttuğu gibi büyük bir savaşın içine itti. "Savaş!" dedi ona, "Kendi toprağını ve sevdiğini koru!" Turnus, aşkı ve gururu uğruna kılıcını çekti ama kaderin cilvesi işte; o görkemli Troya’nın ağırlığı, Rutul’ların üzerine bir kaya gibi çöktü. Savaş bitti, Turnus düştü, Amata’nın kurduğu bütün o güzel hayaller birer birer savruldu. Hikayenin sonu, ne yazık ki en ağır kederlerden birine çıktı; Amata kendi sessizliğine, kendi karanlığına çekilip bu dünyadan ayrıldı.
Ama dur, hikaye burada bitmiyor! Adı o kadar güçlüydü ki, yıllar sonra Roma’da ateşin koruyucuları olan Vesta rahibeleri, göreve başladıkları ilk gün "Amata" ismiyle kutsanmaya başlandılar. Yani, bir zamanların hırçın kraliçesi, bir şekilde hafızalarda o kutsal ateşin yanında yaşamaya devam etti.
Gördün mü evlat? İnsan bazen en çok kendi inat ettiği şeyin peşinden giderken, fark etmeden kaderin düğümünü daha da sertleştiriyor. Neyse, hadi bakalım, şimdi git de biraz temiz hava al; anlatacak daha çok hikayemiz var ama biraz soluklanmak hepimize iyi gelir.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, solgun ay ışığında ağaçların fısıltısını duyar mısın? Sana masallarda anlatılmayan, o kralların ve zafer naralarının arkasına gizlenmiş bir sır vereceğim. Bugün Amata’yı konuşalım. Hani şu tarih kitaplarının sadece “hırslı bir anne” ya da “talihsiz bir kraliçe” diye geçiştirdiği o kadın.
Amata, Latium’un kraliçesiydi. Kendi yuvasında, kendi topraklarında bir düzen kurmuştu. Ama krallar... Ah, o krallar! Latinus, yani eşi, bir yabancı olan Aineias gelir gelmez, sanki kızı Lavinia bir kupa ya da ganimetmiş gibi, onu bir yabancının eline tutuşturmaya karar verdi. Amata’nın fikrini mi sordular? Asla. O, Turnus’u, kendi halkının, yani Rutulların kaderini korumak istediği için "düşman" ilan edildi. Sistemin dişlileri arasında kendi sözü, bir karıncanın yürüyüşü kadar bile duyulmadı.
Bir düşün küçük dostum; bir kadın, kendi topraklarına giren, düzenini değiştiren ve kızını bir pazarlık konusu yapan bir "kahramana" karşı direndiğinde, tarih ona neden "kötü" damgasını yapıştırır? Aineias, bir tanrıçanın oğlu olduğu için "kaderin elçisi" sayıldı; Amata ise sadece bir kraliçe olduğu için "fesatçı" ilan edildi. Oysa o sadece, evinin kapılarını tanımadığı bir fırtınaya karşı kapatmaya çalışıyordu. Turnus, o savaşın içinde eriyip giderken, Amata’nın içindeki son ışık da bir hüzün perdesiyle söndü. Bir ağacın dalında hayatına son verdiğinde, aslında o ağır, adaletsiz sistemin ağırlığı altında ezilmişti.
İşte sana bir başka gerçek: Romalılar, Vesta rahibelerini göreve atarken onlara "Amata" ismini verirlerdi. Belki de bu, derinlerde bir yerde, her kraliçenin aslında bir kurban olduğunu, otoritenin kendi kurallarını koymak için nasıl kadınların hayatlarını birer basamak olarak kullandığını hatırlatmak içindir. Kim bilir?
Şimdi anlıyorsun değil mi? Güçlülerin yazdığı destanlar, arkalarında hep sessiz kalmış, feda edilmiş ya da susturulmuş hayatların hayaletlerini taşır. Hayatın neşesi, bir yudum şarabın sunduğu o anlık dinginlikte saklıdır belki, ama gerçeklerin ağırlığı her zaman zihnimizin bir köşesinde nöbet tutar. Gözlerini dört aç, çünkü krallar hep aynı oyunu oynar, sadece sahnenin dekoru değişir.