Thesauros Mythology Althaia

Althaia

Althaia

Oğlu Meleagros’un ömrünü bir oduna bağlayan Althaia, kardeşlerinin intikamı uğruna o odunu yakarak evladının sonunu hazırlayıp acısıyla canına kıydı.

Kalydon kralı Oineus’un eşi ve Meleagros ile Deianeira’nın annesi olan Althaia, hayatın iplerinin kendi ellerinde olmadığını erken yaşta idrak etmiştir. Henüz yedi günlükken kader tanrıçalarının ocaktaki bir odunu göstererek, o odun kül olduğunda oğlunun da son nefesini vereceğini bildirmeleri, annelik içgüdüsüyle ilahi iradeyi birbirine düşürmüştür. Ocağı söndürüp o parçayı bir sandıkta muhafaza etmesi, sadece evlat sevgisiyle açıklanamayacak, yaşamın üzerindeki dışsal tasarrufa karşı bir müdahale ve mülkiyet girişimiydi. Ancak iktidar alanı, ailenin kendi içindeki kanlı çatışmalarıyla yeniden şekillendi; zira Meleagros, Kalydon avı esnasında Althaia’nın kardeşlerini katlettiğinde, evlatla bağ arasındaki hiyerarşi bir yıkıma uğradı. Kardeş kaybının yarattığı yas ile ana olmanın getirdiği otorite arasında sıkışan Althaia, sandıkta saklı tuttuğu o "geleceği" ateşe atarak, kendi elleriyle koruduğu yaşamı yine kendi elleriyle sonlandırdı. Nihayetinde, kurduğu tahakkümün kendi varlığını da silip süpürdüğünü gören Althaia, pişmanlıkla kendi yaşamını nihayete erdirdi.
Silenos
Gelin bakalım buraya, ateşin biraz daha kıyısına yanaşın. Bugün size kaderin ne kadar tuhaf, bazen de ne kadar acımasız oyunlar oynayabildiğini anlatacağım. Kalydon kralı Oineus’un karısı Althaia’yı duymuşsunuzdur belki; hem ana yüreğine sahip, hem de içinde fırtınalar kopan bir kadın...

Meleagros daha yedi günlük minicik bir bebekken, kaderi dokuyan o üç kız kardeş, yani Moiralar, saraya çıka gelmişler. Ellerinde bir odun parçası varmış. Althaia’ya dönüp, “Bak,” demişler, “şu ocaktaki odun var ya; o tamamen yanıp kül olduğu gün, senin bu küçük oğlun da bu dünyadan göçüp gidecek.”

Bir anne için bundan daha ağır bir söz olabilir mi? Althaia hiç vakit kaybetmeden ocağın başındaki ateşi hemen söndürmüş. O odunu alıp, sanki dünyanın en kıymetli hazinesiymiş gibi bir sandığın en dibine, derinlere saklamış. Yıllar geçmiş, Meleagros serpilmiş, yiğit bir delikanlı olmuş. Ama kader dediğimiz şey, biz insanlar ne kadar saklanırsak saklanalım, yolunu bulmayı iyi bilir.

Derken o meşhur Kalydon avı çıkmış ortaya. Avın kızgınlığı, hırsı ve talihsizlikler birbirine karışmış; Meleagros, istemeden de olsa Althaia’nın öz kardeşlerini, yani kendi dayılarını öldürüvermiş. İşte o an, Althaia’nın yüreğinde kopan fırtınayı bir düşünün! Bir yanda evladı, bir yanda kardeşleri… Acı ve öfke birbirine girince, insan bazen kendi elinin titrediğini fark etmez bile.

Althaia, büyük bir hiddetle o sandığa koşmuş. Yıllardır sakladığı, canının parçası olan o odunu çekip çıkarmış. Gözlerinde yaşlarla, elleri titreyerek odunu harlayan ateşin tam ortasına fırlatmış. Odun alevleri yuttukça, alevler de Meleagros’un yaşamını yutmuş.

O son kıvılcım havaya karışıp kül olduğunda, Meleagros da nefesini vermiş. Ah, o an… Althaia yaptığı hatayı, öfkesinin getirdiği o korkunç sonu idrak ettiğinde, gökyüzü sakinlerinin bile duyamayacağı kadar sessiz bir yıkıma uğramış. Bir annenin evladıyla arasına giren o pişmanlık, nehirlerin akışını bile durduracak cinstenmiş. Althaia, kendi hatasının ağırlığı altında daha fazla ezilmemek için kendi canına kıyıp gitmiş.

Gördünüz mü çocuklar? Kader bazen bir odun parçasına, bazen de bir anlık öfkeye sığar. Şimdi, o ateş sönmeden gidin biraz meyve getirin de şu hikayenin acısını tatlı bir elmayla dağıtalım, ne dersiniz?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme