Thesauros Mythology Alkinoos

Alkinoos

Alkinoos

Skherie'nin bilge kralı Alkinoos; konukseverliği, sanata verdiği değer ve eşi Arete’ye duyduğu büyük saygıyla tanınan, modern ve uygar bir liderdir.

İlyada’nın tahakkümcü ve hırçın figürü Agamemnon ile kıyaslandığında Alkinoos, nezaketi ve uygar duruşuyla Odysseia’nın merkezinde yer alan, Phaiak halkının denizci kimliğini temsil eden bir figürdür. Günümüzde Korfu olduğu düşünülen Skherie’ye yerleşen bu toplulukta, Alkinoos iktidarını mutlak bir monarşiyle değil, on iki meclis üyesinin birincisi olarak, kolektif bir danışma mekanizması içerisinde yürütür; yine de bu "eşitler arası birincilik", merkezileşmiş bir otoriteyi bünyesinde barındırmaya devam eder.

Homeros’un aktardığı kadarıyla Phaiaklar, eskiden yaşadıkları Hypereia’da zorba Tepegözlerin yağmalarından kaçarak Nausithoos önderliğinde Skherie’ye sığınmışlardır. Tanrı soyundan geldiğine inanılan Nausithoos, kurduğu surlar, tapınaklar ve paylaştırılan topraklarla bir düzen inşa etmiştir; bu yapıyı devralan Alkinoos ise, halkı tarafından tanrısal bir ihtişamla kutsanan bir merkez halini almıştır.

Alkinoos’un bu görece dengeli görünen yönetiminde, eşi Arete ile kurduğu ilişkinin stratejik bir ağırlığı vardır. "Erdem" anlamını taşıyan isminin hakkını veren Arete, saray hiyerarşisinin zarif ama belirleyici bir unsuru olarak konumlanır. Kocası ona evrensel ölçülerin ötesinde bir hürmet gösterse de, bu durum aslında kadının "yatıştırıcı" ve "çözümleyici" vasıflarının, iktidarın kaba kuvvetini gizleyen bir yumuşatma aracı olarak kullanılmasına dayanır. Halkın Arete’yi tanrıça gibi selamlaması, toplumsal rızanın inşa edilmesinde kadınsal bir inceliğin işlevselleştirildiğini gösterir.

Batı edebiyatının ilk ütopik kurgularından sayılan Phaiak sarayı, kusursuz bir düzen ve sanat tutkusuyla örülüdür. Ancak bu huzur, konukseverliğin "sorgusuz sualsiz" kabulüyle perçinlenen, dış dünyaya kapalı, kendi içine gömülmüş bir istikrardır. Ozan Demodokos’un Troya anlatısıyla tetiklenen Odysseus’un kimlik ifşası, Alkinoos’un özgürlükçü gibi görünen, aslında yabancıyı kendi denetimi altında "ağırlayan" ve uğurlayan kibar iktidar pratiklerini ortaya döker. Alkinoos, Odysseus’u damat olarak arzulamasına rağmen baskıcı bir yöntem izlemez; aksine, konuğuna kılavuzluk etmeyen kızı Nausikaa’yı azarlayarak, özgür iradeyi bir nezaket perdesi altında kendi hedefleriyle uyumlu hale getirir.

Arete ve Nausikaa üzerinden şekillenen kadın figürü, Phaiak düzeninde erkek egemen yapının tamamlayıcı ve "ince" parçaları olarak görülür. Konukseverlikten lojistik düzenlemelere kadar hayatın her alanında Arete’nin sözünün geçmesi, iktidarın farklı katmanlar arasında nasıl dağıtıldığını ve sosyal barışın bu katmanlı yapıyla nasıl sağlandığını gösterir. Neticede, Phaiak sarayının üstün uygarlık havası, hem erkeklerin meclis kararlarında hem de kadınların duyarlılığında gizli; itaat ve rızanın, kaba zorbalıktan ziyade incelikle işlendiği bir tahakküm biçimi sunar.
Silenos
Gelin bakalım çocuklar, ateşin etrafına şöyle iyice sokulun. Hani şu kaba saba, her şeye burnunu sokan, kendini dünyanın merkezi sanan o meşhur kral Agamemnon’u hatırlarsınız, hani şu İlyada’nın suratsız adamı... İşte bugün size ondan çok farklı birinden, bir kraldan bahsedeceğim. Adı Alkinoos. Kendisi, sanki denizlerin mavi köpüklerinden fırlamış gibi, pırıl pırıl bir beyefendidir.

Şimdiki Korfu dedikleri o güzelim adada, Phaiaklılar denen bir milletin başında yaşardı. Eskiden bu insanlar, Hypereia denilen yerde, şu kaba saba Tepegözlerin komşusuymuş. Tepegözler malum, ne nezaket bilir ne de sınır; sürekli Phaiaklıların mallarına çöker, huzur bırakmazlarmış. Derken, gökyüzü sakinlerinin bilgeliğine sahip Nausithoos çıkagelmiş, "Böyle olmaz," demiş ve tüm halkı alıp Skherie adasına, yani kendi cennetlerine taşımış. Etrafı surlarla çevrili, tapınakları güneş gibi parlayan, alın terinin kutsal sayıldığı bir yer...

Nausithoos göçüp gidince, koltuğa Alkinoos oturmuş. Ama sanmayın ki o, "Ben kralım, herkes susacak!" diye gezenlerden. Halkı onu bir tanrı gibi severdi, çünkü o her şeyi danışmanlarıyla, yani on iki bilge adamla birlikte yönetirdi. Kendini o on iki kişinin sadece birincisi gibi görürdü, tevazu sahibi, yüreği geniş bir adamdı.

Gelelim işin en güzel kısmına; Alkinoos’un bir de Arete’si vardı. Adı "Erdem" demek. Alkinoos, eşine öyle bir değer verirdi ki, o devirlerde başka hiçbir kadına gösterilmemiş bir saygıydı bu. Kadınların sadece evde oturduğu sanılan bir zamanda, Arete sarayın gizli gücüydü. Bir tartışma mı çıktı? Arete bir söz söyler, tüm erkeklerin öfkesi sütliman olurdu. Halk, şehre indiğinde ona bir tanrıça geçer gibi hürmet ederdi. Alkinoos, "Kadın akıldır, kadın huzurdur," dercesine, en önemli kararları alırken hep onun gözlerine bakardı. Zaten kızı Nausikaa da, Odysseus denize döküldüğünde onu kurtarıp saraya getiren o merhametli kız, annesinden almıştı bu ince ruhu.

Sarayları mı? Ah çocuklar, o sarayı bir görseydiniz! Sanki mimarisi altınla gümüşten dokunmuş gibiydi. Şarkılar, oyunlar, destansı şiirler hiç eksik olmazdı. Alkinoos sanata öyle düşkündü ki, Ozan Demodokos ne zaman Troya’dan bahsetse, herkes büyülenmiş gibi dinlerdi. İşte o günlerde yolu oraya düşen şanssız kahraman Odysseus da, bu huzurlu ortamda kim olduğunu açıklamak zorunda kalmıştı.

Alkinoos’un modern bir yanı da vardı, bunu özellikle konuklarına davranışında görürdünüz. Bir yabancı mı geldi? "Sen kimsin, necisin, cebinde kaç altının var?" diye sormazdı. Önce karnını doyurur, yatağını hazırlar, misafirini baş tacı ederdi. Hatta Odysseus’u o kadar sevmişti ki, "Keşke kızım Nausikaa ile evlense de bizden biri olsa," diye içinden geçirmişti. Ama hiçbir şeye zorlamadı onu. Hatta kızını, "Neden bu misafiri bize daha önce getirmedin, ona neden iyi bakmadın?" diye tatlı tatlı sitem ederek azarlayacak kadar da konukseverdi.

Demem o ki çocuklar, bazen krallık sadece kılıç sallamak ya da emretmek değildir. Alkinoos gibi, eşine saygı duymak, misafire hürmet etmek ve sanatın ışığını sarayından eksik etmemektir gerçek krallık. İşte Phaiaklılar böyle bir uygarlıkta, adaletin ve nezaketin içinde yaşayıp giderlerdi.

Hadi bakalım, şimdi gidip dinlenin. Yarın yine gelin, size başka gökyüzü sakinlerinin ya da unutulmuş kahramanların fısıltılarını anlatayım. Şarap kadehimi doldururken sizi düşünmek, bu ihtiyar Silenos’a her zaman neşe vermiştir.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme