Thesauros Mythology Alkathoos

Alkathoos

Alkathoos

Pelops’un oğlu Alkathoos, aslanı yenerek Megara kralı oldu. Apollon’un yardımıyla surları onardı ve müziğiyle taşa ses veren bir efsaneye dönüştü.

Pelops ve Hippodameia’nın soyundan gelen, Atreus ve Thyestes ile aynı kandan Alkathoos, iktidarın devri için kurulan bir düzenin tam ortasındadır. Megareus, bir aslanın dehşetiyle sarsılan krallığını, bu vahşi gücü bertaraf edip düzeni yeniden tesis edecek olan kişiye bırakacağını duyurduğunda; Alkathoos, aslanı avlayarak hem bir bedeli öder hem de otoritenin vazgeçilmez bir parçası haline gelir. Evlilik, sadece şahsi bir bağ değil, krallık üzerinde meşru bir egemenlik kurmanın aracıdır. Megaira’nın surları Girit’lilerin yıkıcı baskısıyla sarsıldığında, Alkathoos’un inşa faaliyetine tanrı Apollon da katılır. Lirini bir taşın üzerine bırakarak mimariyi ilahi bir ritimle mühürleyen tanrı, taşın belleğine sonsuz bir yankı bırakır; bu, muktedirin kurduğu düzenin sarsılmazlığını ve iktidarın, tabiatın ve sesin üzerinde kurduğu daimi disiplini simgeler.
Silenos
Gelin bakalım küçük dostlarım, şöyle ateşin etrafına sokulun. Dizlerim biraz sızlıyor ama sizin o meraklı gözlerinizi görünce tüm yorgunluğumu unutuyorum. Bugün size, hani şu meşhur Pelops’un oğlu, Atreus ve Thyestes ile aynı kandan gelen Alkathoos’un hikayesini anlatayım.

Alkathoos, öyle herkesin bildiği büyük kahramanlar gibi gök gürültüsüyle gelmedi dünyaya ama kaderin onun için çizdiği yol oldukça çetrefilliydi. Her şey, Megara kralı Megareus’un başına gelen korkunç bir felaketle başladı. Şehrin yakınlarında gezinen, ne olduğu belirsiz, kocaman, vahşi bir aslan halka nefes aldırmıyordu. Kral Megareus çaresiz, "Kim bu canavarı haklar ve bizi bu dertten kurtarırsa, hem kızımı ona eş vereceğim hem de krallığımda pay sahibi yapacağım," diye ilan etti.

O günlerde Alkathoos oradaydı işte. Bir delikanlının en hırslı, en gözü pek zamanları... Korku nedir bilmeden, elinde mızrağıyla o canavarın karşısına dikildi. Tabii, bir gökyüzü sakini olan Apollon’un da gözü üzerindeydi. Alkathoos aslanı yendi, şehri derin bir nefes aldırttı ve kralın damadı, Megara’nın da yeni gözbebeği oldu.

Ama macera orada bitmedi, evlatlarım. Bir gün Giritliler şehre saldırıp surları yerle bir ettiklerinde, Alkathoos yine kollarını sıvadı. Yıkılan surları yeniden örmeye koyuldu. İşte tam o sırada, müziğin ve ışığın efendisi Apollon, ona yardım etmek için yanına geldi. Tanrı, surları onarırken o muazzam lyra’sını bir taşın üzerine bırakmış. Bilgece derler ki; Apollon’un dokunuşu o taşa öyle bir sihir işlemiş ki, yıllar geçse de, üzerine ne zaman vursanız, sanki tanrıdan bir nota kalmış gibi ses verirdi.

Şimdi söyleyin bakalım, bir kralın sadece kılıcıyla değil, tanrıların yardımıyla inşa ettiği bir surda yaşamak nasıl bir duygudur? İşte tarihin tozlu sayfalarında unutulmuş gibi duran, ama aslında taşlara ve toprağa sinmiş bir hikaye böyledir.

Hadi, testideki serin sudan bir yudum alalım da, bir sonraki hikayeye kadar şimdilik bu kadar yeter. Çok da meraklı olmayın, sonra gece rüyalarınızda o aslanla koşturursunuz, benden söylemesi!

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme