Gel şöyle otur bakalım, dizlerimin dibine. Görünüşüme bakıp da sadece üzüm bağlarında uyuklayan, hafif çakırkeyif bir ihtiyar olduğumu sanma; ben çok zaman gördüm, çok hikaye biriktirdim. Bak, bugün sana Alekto’dan bahsedeceğim. Hani şu adı geçince gökyüzü sakinlerinin bile ensesinin ürperdiği o çetin kadından...
Erinys dedikleri o üç kız kardeşten biridir Alekto. Ama sakın onları bir masaldaki iyi huylu perilerle karıştırma; onlar adaletin, daha doğrusu "kendi bildikleri adaletin" acımasız bekçileridir. İsimleri öyle rastgele seçilmemiştir; Alekto, "öfkesi asla dinmeyen, barışmaya yanaşmayan" demektir. Yani o, birinin peşine düştüyse, o kişi için artık ne gün batımı güzeldir ne de yıldızların ışıltısı bir anlam taşır.
Bir düşün; dünyada haksızlık yapanlar, yeminini bozanlar ya da vicdanını bir kenara bırakıp adaleti çiğneyenler olur ya hani? İşte Alekto tam o noktada devreye girer. Saçlarının arasında yılanlar kıvrılır, gözlerinden ateş değil, telafisi imkansız bir pişmanlık fışkırır. O, kılıçla değil, insanın kendi vicdanıyla boğuştuğu o karanlık geceyle cezalandırır suçluyu.
Bir tanrıça mı? Evet, öyle diyorlar. Ama saraylarda oturup nektar içenlerden değil. O, gecenin en kör vaktinde, suçlunun başucunda biten bir gölge gibidir. Ne altın teklif edebilirsin ona, ne de tatlı dille gönlünü alabilirsin. O, "ödeşme" vakti gelene kadar pes etmeyen bir fırtına.
Bazen şarabımdan bir yudum alıp düşünürüm; belki de Alekto, insanların kendi içlerinde yarattığı o hiç susmayan vicdan sesinin ete kemiğe bürünmüş halidir. Öyle bir şey ki, insan ne kadar uzağa kaçarsa kaçsın, kendi yaptıklarından kaçamıyor işte.
Hadi, gözlerini çok açma öyle! Herkesin içinde bir Alekto uyur; sen doğru durduğun sürece o senin uykunu bölmez. Ama unutma, haksızlık yaptığın an, o yılan saçlı gölge ensende beliriverir. Şimdi git ve biraz oyun oyna; dünya zaten yeterince ciddiyetle dönüyor, biraz neşe lazım, değil mi?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılmayan, üzerine yaldızlı perdeler çekilen bir sır var... Gel, yanıma otur. Şu yaşlı ihtiyarın çuvalında sakladığı, ne kralların ne de ozanların anlatmaya cesaret edemediği o gölgeli gerçeği fısıldayayım sana.
Bilirsin, yetişkinler hep "düzen" der, "yasa" der. Ama o yasaları kimin koyduğunu, o düzende kimin ayağının altında ezildiğini hiç düşünmezler. İşte Alekto; o hırçın, o durulmak bilmez ruh. Onu sana "intikam tanrıçası" diye tanıtacaklar; karanlık, korkunç ve sadece cezalandıran bir figür... Ama evlat, bir kişi durup dururken neden "öfkesi dinmez" olur sanıyorsun?
Erinys, yani o kadim öfke... O, bir sistemin çarkları arasında un ufak edilenlerin, hakkı yenenlerin ve sessizliğe mahkum edilenlerin en çıplak çığlığıdır. Alekto, yeryüzünün güçlüleriyani o tahtlarında oturan, kendi hırslarını evrenin kanunu sanan krallaradaleti kendi istedikleri gibi büküp mazlumu yok saydıklarında ortaya çıkar. O, kaba kuvvetin yarattığı haksızlığın üzerine düşen bir gölgedir.
Sevgili evladım, şunu unutma: Alekto'nun öfkesi bir nefretten değil, bir denge arayışından doğar. Kralların, tiranların o kibirli dünyasında; Hekabe’nin gözyaşları ya da Patroklos’un haksız yere feda edilişi gibi "görünmez" kılınan acılar, birikir, birikir ve sonunda Alekto’nun saçlarındaki o yılanlar gibi kıvrılıp gerçeği ortaya çıkarır. Alekto aslında sistemin yarattığı bir "yaratık" değil; sistemin kendi kusurlarını aynada görmeye korktuğu için "canavar" diye adlandırdığı bir vicdandır.
O, sadece cezalandırmaz; o, unutulmak istenenlerin sesi olur. Eğer bir gün birileri sana bir kralın veya bir kahramanın "hatasız" olduğunu söylerse, Alekto’nun o hiç dinmeyen öfkesini hatırla. Çünkü gerçek, gücün değil, gücün altında ezilenin çığlığında saklıdır.
Hadi şimdi, bir yudum şarapla bu hayatın tuhaflığına gülümseyelim; çünkü dünya, kralların sandığından çok daha derin ve çok daha yaralı.