Ah, yanıma yaklaşın bakalım minik gezginler! Hadi, minderlerinizi şöyle çekin. Sakalımı çekiştirmeyi bırakın da, size Keos’un güneşli kıyılarından, kalbi birazcık karışık bir delikanlının, Akontios’un hikayesini anlatayım.
O zamanlar dünya daha genç, gökyüzü sakinleri ise insanların hayatlarına el atmaya şimdiki kadar üşenmiyorlardı. Akontios, Keos adasında yaşayan, yakışıklılığıyla hem genç kızların başını döndüren hem de annelerin "kızımı kime versem?" diye kara kara düşünmesine sebep olan bir delikanlıydı. Gelgelelim, soylu kanı falan taşımıyordu işte; yani zengin kızların kapısı ona biraz kapalıydı.
Bir gün, Delos’taki büyük Artemis şenliklerine gitmek üzere yola düştü. İşte o gün, kaderiyle burun buruna geldi. Artemis tapınağının gölgesinde, Atina’nın en soylu, en havalı ailelerinden birinin kızı olan Kydippe’yi gördü. Kız, güneş ışığını üzerine toplamış yürüyordu; Akontios’un o an nefesi kesildi. Bir bakışta vurulmak derler ya, tam da öyle oldu. Ama Akontios aptal değildi, kızın ailesinin onu alelade bir gence yar etmeyeceğini biliyordu.
Hemen zihninde küçük, haylazca bir oyun kurdu. Elinde güzel, parlak bir ayva vardı. Bir çakı çıkardı ve ayvanın üzerine, harfleri tek tek kazıdı: *"Artemis tapınağı üzerine yemin ederim ki, ben Akontios ile evleneceğim!"*
Sonra o ayvayı, sanki tesadüfen düşürmüş gibi Kydippe’nin ayaklarının dibine yuvarladı. Kydippe şaşkınlıkla eğilip güzel meyveyi aldı. "Bakalım üstünde ne yazıyor?" diye düşündü ve o meşum sözleri yüksek sesle okudu. O an, havada hafif bir elektriklenme oldu, sanki görünmez bir el "İşlem tamam!" dedi. Kydippe, ayvayı bir kenara fırlattı ama artık iş işten geçmişti. Çünkü bir tanrıçanın huzurunda yapılan yemin, şakaya gelmezdi; o yemin, ruhunuzun içine bir düğüm gibi atılırdı.
Kydippe evine, Atina’ya döndü. Babası onu soylu birileriyle nişanlamaya kalktı ama her seferinde işler sarpa sardı. Kydippe tam düğün hazırlığına başlasa, Artemis’in gazabı mıdır, oyun mudur bilinmez, kızcağız yataklara düşüveriyordu. Hani derler ya; gökyüzü sakinleri bir şeyi kafaya koyduysa, ölümlüler ancak boyun eğer.
Sonunda işler iyice çıkmaza girince, Delphoi’daki kahinlere danışıldı. Kahin, Akontios’un o muzip ayvasını ve edilen yemini hatırlatınca her şey gün yüzüne çıktı. Artemis, o yeminin tutulmasını istiyordu! Kydippe’nin babası, tanrıçanın isteğine karşı duramayacağını anlayınca, kızını sonunda Akontios’a verdi.
İşte böyle küçükler... Bazen en büyük aşklar, en basit bir meyvenin üzerindeki birkaç harfte gizli olur. Ama siz siz olun, her önünüze gelen yazıyı yüksek sesle okumayın; kim bilir, belki bir gün yanlışlıkla benimle evlenmeye söz verirsiniz de başınız belaya girer, ha? Hadi, şimdi gidip biraz oyun oynayın, belki ileride sizin de böyle yeminli masallarınız olur.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak güzel yavrum, masallarda sana anlatılan o cilalı kahramanlıkların ötesinde, tarihin tozlu raflarında fısıltıyla gizlenen başka bir gerçeklik var. Yanıma otur, biraz soluklan; madem şarabın neşesi zihnimi berraklaştırıyor, sana o meşhur 'aşk' hikayesinin aslında nasıl bir oyun olduğunu anlatayım.
Akontios derlerdi ona, hani şu Keos adasının rüzgarlarıyla büyümüş, genç ve parlak çocuk. Delos’ta Artemis tapınağının önünde Kydippe’yi gördüğünde, kalbinin attığı tek şey hayranlık değildi evlat; o, kendi arzularını evrenin merkezine koyan o eski, o kibirli erkek aklının bir yansımasıydı.
Düşünsene küçük yolcum, bir kızın tüm yaşamı, arzuları ve geleceği, üzerine yazı kazınmış bir meyveyle nasıl kilit altına alınabilir? Akontios, "soylu değilim, o halde hile yapmalıyım" dedi. Kutsal sayılan Artemis'in adını, bir genç kızın özgür iradesini elinden almak için bir zincir gibi kullandı. Kydippe o ayvayı eline aldığında, belki sadece bir merakla, belki de tanrılara olan inancının saflığıyla o yazıyı okudu. Ama o an, sadece bir meyveyi değil, kendi hayatının iplerini de o kibirli gencin avucuna bıraktığını fark etmemişti.
Sistem dediğin şey tam da budur; bazen bir yemin, bazen bir gelenek, bazen de "tanrı istedi" yalanı, bir insanın kaderini diğerinin hırsına kurban eder. Kydippe’nin babası kızı başkalarına nişanladığında, Artemis’in ona gönderdiği o hastalıklar... Sen onları ilahi cezalar mı sanıyorsun? Hayır, sevgili evladım. Onlar, üzerine kurulmuş o sahte yeminlerin, insanın kendi varlığı üzerindeki baskısının yarattığı derin, ruhsal bir çöküştü. Kydippe’nin bedeni, ruhunun itirazını hastalanarak haykırıyordu.
Sonunda ne mi oldu? Delphoi’daki tapınak, o güçlülerin ve kurnazların dilidir. Gerçeği ortaya çıkardıklarında, Kydippe’ye soran olmadı: "Sen ne istiyorsun?" Onun iradesi, Akontios'un zekası ve tanrıların buyruğu arasında bir yere sıkışıp kalmıştı. Bir kadının kaderi, o gün sistemin dişlileri arasında, "kutsal bir yemin" etiketiyle öğütüldü.
Şimdi anlıyor musun neden bunları anlattığımı? Güç dediğin şey sadece kılıçla gelmez; bazen bir kelimeyle, bir yazıyla, "sen artık benimsin" diyen o pervasız cüretle gelir. İnsanların özgürlüğünü ellerinden alan bu 'kutsal' kurguları sorgula. Çünkü gerçek, hiçbir ayvanın üzerine sığmayacak kadar büyüktür.