Thesauros Mythology Akarnan

Akarnan

Akarnan

Gel evlat, şu küçük Akarnan’ın hikayesine bak: Babasının intikamını hızla alıp büyüyen, kendine koca bir yurt kuran kahraman bir çocuktu o!

Alkmaion ve su perisi Kallirhoe’nin soyundan gelen, kahin Amphiaraos’un mirasını taşıyan Akarnan, çocukluk evresinin henüz başında, Phegeus’un kendi babasını katletmesiyle başlayan bir tahakküm sarmalının içine doğdu. İktidarın ailevi bir mülkiyet olarak görüldüğü o düzenin, Phegeus gibi figürlerce temsil edilen kısıtlayıcı otoritesi, çocuğun doğal akışını yok sayan bir şiddeti doğurdu. Ancak bu yapay kısıtlamaya karşı gelişen direnç, Zeus’tan talep edilen hızlandırılmış bir büyüme süreciyle, yani sistemin dayattığı zamana ve sınırlara bir başkaldırıyla biçimlendi. Akarnan, birkaç ay gibi kısa bir sürede olgunluğa erişerek, kendisine dayatılan kaderi eline aldı ve efendilerin kurduğu hiyerarşiyi kanla mühürleyerek babasının öcünü aldı. Bu kopuşun nihayetinde, merkezi otoritenin yasalarından azade, kendi ismini taşıyan Akarnania topraklarını inşa etti; böylece boyun eğmeyen bir bireyin, zorbalığın kalıntıları üzerine nasıl otonom bir düzlem kurabileceğini mitolojik belleğe kazımış oldu.
Silenos
Bak evlat, hayat bazen bir fırtına gibi gelir; ağaçları kökünden söker, dalları kırar ama toprak yine de kendine has bir inatla yeşermeye devam eder. İşte bu hikaye de, tohumu toprağa düşer düşmez rüzgarla savaşmak zorunda kalan bir gencin, Akarnan’ın hikayesidir.

Akarnan, o meşhur kahin Amphiaraos’un torunu, Alkmaion ve su perisi Kallirhoe’nin oğluydu. Kanında hem geleceği okuyan bir bilgeliğin hem de suların o dur durak bilmez akışkanlığının izleri vardı. Ancak kader, ona huzurlu bir çocukluk vermeye pek niyetli değildi. Babası Alkmaion, Arkadya kralı Phegeus tarafından kalleşçe bir pusuda katledildiğinde, Akarnan daha beşikte sayılabilecek kadar küçüktü.

Annesi Kallirhoe, kucağında ağlayan evladıyla gökyüzü sakinlerinin kapısını çaldı. Baş tanrı Zeus’a öyle bir yakarışta bulundu ki, bulutların ötesinden bir emir yankılandı. Ama bu sıradan bir büyüme değil, kaderin hızlandırılmış bir dansıydı. Akarnan, güneşin birkaç kez doğup batmasıyla çocukluktan çıkıp, zırhını kuşanan o keskin bakışlı delikanlıya dönüştü. Zaman onun için bir su gibi akıp gitmişti.

İntikam, zihnine bir kor gibi düşmüştü. Babasının kanı yerde kalmamalıydı. Akarnan, o genç omuzlarına yüklediği ağır sorumlulukla yola koyuldu. Phegeus ve oğullarını bulduğunda, karşısında titreyen bir çocuk değil, öfkesiyle bilenmiş bir avcı vardı. Hesap kapandı, adalet yerini buldu; fakat bu büyük mücadele onun içindeki o hırçın gücü de ortaya çıkarmış oldu.

Eski yaraların külleri soğumaya başladığında, Akarnan artık kendi yolunu çizmeye karar verdi. Batı Yunanistan’ın o vahşi ve güzel topraklarına ayak bastı. Orada, elindeki kılıcı bir saban izi gibi kullanarak, bugün hala adını taşıyan o güzelim ülkeyi, Akarnania’yı kurdu.

Görüyor musun evlat? Bazen bir insanın hayatı, bir fincan soğumuş şaraptan daha hızlı akıp gider. Kimileri için hayat uzun bir yol, kimileri içinse Akarnan’ınki gibi şimşek çakımı bir destandır. Önemli olan, o kısa sürede arkanda ne kadar derin bir iz bıraktığındır. Şimdi biraz daha yaklaş da sana, bu hikayenin ardındaki o gizli kederi anlatayım...

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme