Gel bakalım evlat, şöyle ateşin başına biraz daha yaklaş. Kulaklarını iyi aç, zira sana anlatacağım bu hikaye, insanların kendi kibirleri yüzünden nasıl kulaklarını kapattıklarına dair bir derstir.
Eski zamanlarda, Roma henüz öyle görkemli mermer sütunlarla dolu bir şehir değilken, gökyüzü sakinleri bazen fısıltılarla fani insanların yollarına ışık tutarlardı. İşte o günlerde, Roma halkı kendi dertlerine öyle gömülmüştü ki, etraflarında ne olup bittiğini görmez olmuşlardı. Tam o sırada, görünmez bir varlıktan, "Aius Locutius" denilen o gizemli sesten bir uyarı yükseldi. "Aio" der o ses, "yani söylerim", "loquor" der, "yani konuşurum." Yani anlayacağın, o günlerde havada yankılanan sesin adı bizzat "Söylenmiş Söz" idi.
Brennus adında, gözü dönmüş bir Galya komutanı, ordularını bir fırtına bulutu gibi Roma’nın üzerine sürüyordu. Gökyüzü sakinleri, şehrin surları üzerinde bir uğultuyla "Dikkat edin, yaban eller geliyor, yıkım kapıda!" diye haykırdılar. Peki, o kibirli Romalılar ne mi yaptı? Hiç. Birçoğu "Rüzgar sesidir," deyip omuz silkti, bazıları da kendi ziyafetlerinin gürültüsünden tanrısal sesi duyamadı bile.
Ah, o insanoğlunun hali! En çok da işlerine gelmeyen uyarıları duymazdan gelmeleri beni hep gülümsetir. Sonunda beklenen felaket gerçekleşti. Brennus ve ordusu şehre girdi; ortalık toz duman, yangın ve kargaşaya boğuldu. Şehir yağmalanıp yıkıldığında, o vakit "Keşke dinleseydik!" diye dizlerini dövdüler ama olan olmuştu bir kere.
Sonra ortalık yatışıp Diktatör Camillus yönetimi devralınca, "Biz hata ettik, gökyüzünün sesini görmezden geldik," dediler. Pişmanlıklarını göstermek için de o gizemli sesin ilk duyulduğu Palatinus tepesinin yamacına, koca bir tapınak diktiler. Aius Locutius’a adanan bu yer, artık insanlara şunu hatırlatıyordu: Bazen en bilgece söz, sadece bir rüzgar uğultusunda, görünmeyenin dilinde gizlidir.
Şimdi şarap kupamdan bir yudum alırken şunu düşün bakalım: Senin hayatında da, duymamazlıktan geldiğin ama aslında kulağının bir köşesinde hep yankılanan o "Söylenmiş Söz" var mı? Unutma, bazen yıkım gelmeden önce duyulan o fısıltı, kurtuluşun ta kendisidir. Hadi, şimdi git uyu, yarın belki sen de rüzgarın ne dediğini anlarsın.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, masalların yaldızlı sayfalarında anlatılmayan, tozlu sütunların ardına gizlenmiş bir sır var. Yanıma otur, zihninin kapılarını biraz arala. İnsanlar tarih dedikleri o koca çarkın dişlileri arasında ezilirken, duyduklarını değil, duymak istediklerini gerçek sanırlar. Aius Locutius derler ona; "Konuşan Söz".
Evlat, o zamanlar Roma dedikleri yer, bir avuç kibirli adamın "biz dünyayı yöneteceğiz" diye birbirini yediği bir yerdi. Uzaklardan, Brennus’un önderliğindeki Galyalılar yaklaşırken, gökyüzünden bir ses yükselmiş. Şehrin duvarlarının o hoyrat kılıçların gölgesinde yıkılacağını fısıldamış. Ama o günün yöneticileri, yani o "güçlü" olduklarına inanan adamlar, bu sesi duymamayı seçmişler. Neden mi? Çünkü kendi kurdukları düzenin kusursuz olduğuna o kadar inanmışlardı ki, çatlaklardan sızan gerçeği bir gürültüden ibaret sandılar.
Korku, insana gerçekleri unutturur, benim güzel çiçeğim. Şehir yağmalandığında, o kılıçlar tapınakların kapılarını parçaladığında, insanlar gerçeğin ne kadar acı bir soğuklukla içeri girdiğini anladılar. Sonra ne mi yaptılar? Bir Diktatör olan Camillus, sanki hatası yokmuş gibi, o sesi susturmak ya da mülkiyetine almak istercesine, sesin duyulduğu yere koca bir tapınak diktirdi. Onlar için bu ses artık bir uyarı değil, "bakın, biz tanrılarla konuşuyoruz" dedikleri bir iktidar nişanesiydi.
Şimdi anlıyor musun ey zeki ruh? Gerçek, duymak istemeyenlerin kulaklarında sadece bir uğultudur. O tapınak, aslında o günahkarların kendi korkularına diktikleri bir anıttır. Tanrılar ya da o gizemli sesler, insanların iktidar oyunlarına meze olmazlar; sadece gerçek, orada öylece durur. O koca taş binaların sessizliğinde, bir kadehlik yaşlı bilge neşesiyle şunu hatırla: Hakikat, bir tapınağın içine hapsedilmeyecek kadar özgürdür ve ne zaman bir kral "biz güvendeyiz" dese, aslında sessizliğin içindeki o uyarıyı duymaktan korkuyordur.
Şimdi git ve dinle. Rüzgarda, sokaktaki o sessiz kalabalığın fısıltısında, o "Konuşan Söz" hala orada bir yerlerde, sadece duymasını bilenleri bekliyor. Sakın unutma, otoritenin "sus" dediği yerde, hakikat en gür sesiyle konuşmaya başlar.