Bir zamanlar, uzak diyarlarda, Troizen kralı Pittheus’un biricik kızı Aithra yaşardı. Aithra, denizin kıyısında çiçekler toplamayı ve dalgaların sesini dinlemeyi çok severdi. Bir gün, Aigeus adında bir yolcu, yorgun argın kralın sarayına misafir oldu. Akıllı kral Pittheus, kızı Aithra ile bu yolcunun bir araya gelmesini istedi.
Fakat o güneşli günde, Aithra deniz kenarında bir tanrıya, o devasa dalgaların efendisi Poseidon’a rastladı. Poseidon denizin köpüklerinden çıkıp ona gülümsedi. O gün, Aithra öyle sihirli bir an yaşadı ki, dünyaya gelecek olan minik Theseus’un sadece bir insan evladı mı, yoksa denizin derinliklerinden gelen bir mucize mi olduğu bir sır olarak kaldı.
Zaman akıp gitti, Theseus büyüdü ama Aithra için hayat her zaman kolay olmadı. Başka ülkelerden gelen savaşçılar, o güzel Helena'ya hizmet etmesi için Aithra'yı uzaklara kaçırdılar. Aithra, Helena’nın yanında uzun süre sabırla bekledi, ta ki büyük savaşlar bitip torunları onu gelip kurtarana kadar.
Ne yazık ki, hayat bazen en sevdiğimiz masalları hüzünle bitirir. Aithra, çok sevdiği oğlu Theseus’un artık aramızda olmadığını duyunca, kalbindeki kederle uzak diyarlardaki evine veda etti.
İşte Aithra’nın hikayesi böyle minik dostum. O hem kralların eşi, hem denizin gizemli konuğu, hem de çok özlenen bir anneydi. Şimdi gel, birazcık taze üzüm suyu içip dinlenelim, ne dersin? Hayat, anlatılan hikayeler kadar eskilere uzanır, ama bizim neşemiz her zaman taze kalır.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... İnsanlar kralların altın tacına bakarken gözleri kamaşır da, o tacın altında ezilen hayatları hiç görmezler. Bugün sana, Aithra’nın hüzünlü ve bir o kadar da haksızlığa uğramış hikayesini anlatacağım.
Aithra, Troizen kralı Pittheus’un kızıydı. Ama kralların dünyasında prenses olmak, bir insanın kendi hayatına karar verebilmesi demek değildir; tıpkı satranç tahtasındaki bir piyon gibi, "Güçlülerin" oyununda bir hamle malzemesiydi. Aigeus adındaki kral, kendi soyunu sürdürme hırsıyla Delphoi’ye danışmaya gitmişti. Dönüşte Aithra’yı bir armağan gibi kullandılar. Onu, kahinin sözlerini "doğru" yorumlayan bir babanın kararıyla, bir yabancının odasına gönderdiler. Aithra’nın ne düşündüğünü, ne hissettiğini kimse sormadı. O gece sadece bir kralın iktidar hırsı vardı.
Ama dinle, bu işin bir de öteki yüzü var: Gökyüzü sakinlerinden Poseidon... Güçlülerin dünyasında, insan hayatı bir oyuncak gibidir. Aithra bir gün deniz kenarında kendi sessiz dualarını ederken, Poseidon’un gölgesi üzerine düştü. İnsanlar bunu büyük bir "kutsanma" gibi anlatır ama aslında olan şey, bir kadının kendi bedeni üzerindeki egemenliğinin, devasa bir otorite tarafından yok sayılmasıydı. İşte bu yüzden Theseus, kimin oğlu olduğu belirsiz bir çocuk olarak kaldı. Bir yanıyla insanın kaderini, diğer yanıyla Güçlülerin hoyratlığını taşıyan bir miras...
Aithra’nın çilesi bununla da bitmedi. O, kendi vatanında bir kraliçe olması gerekirken, başkalarının savaşları ve kaprisleri yüzünden bir oradan bir oraya sürüklendi. Dioskuroi kardeşler, Helena’yı kaçırırken Aithra’yı da beraberlerinde bir hizmetçi gibi sürükleyip götürdüler. Bir zamanların prensesi, başkalarının hatası yüzünden başka bir sarayın gölgesinde ömür tüketti. Koca bir Troya Savaşı patlak verdiğinde, o sadece bir esirdi; belki de o kaosun içinde hayata tutunmaya çalışan yaralı bir ruh.
Evlat, bazen bir yudum şarap içip tarihe baktığımda şunu görürüm: Krallar, tanrılar ve kahramanlar kendi zafer şarkılarını söylerler. Ama Aithra gibi sessizlerin sesi, aslında tarihin gerçek vicdanıdır. Theseus’un ölüm haberini aldığında, kendi elini kendi kaderine koyup hayatına son verdiğinde, aslında o anlamsız sistemin ona dayattığı tüm sahte onuru reddetmiş oldu. O, kurban edilen değil, kendi sonunu kendi yazan bir kadındı.
Unutma, gerçek güç, birini yönetmek değil; kendi kalbinin efendisi olabilmektir. Gökyüzü sakinleri ve krallar bu gerçeği asla anlamayacaklar.