Thesauros Mythology Aithiopes

Aithiopes

Aithiopes

Güneşin kavurduğu tenleriyle tanrılarla şölen sofralarında buluşan, mitolojinin Okeanos kıyısında yaşayan o mutlu ve esmer halkı Aithiopes'tir.

Güneşin doğuşuyla batışı arasındaki sınır hattını mesken tutan, Yunanca "yanık yüzlüler" olarak tesmiye edilen Aithiopes, Okeanos’un uçsuz bucaksız çeperlerinde varlık sürdürür. Işığın kaynağına bu denli yakınlık, tenlerinde güneşin mührünü taşıyan bir coğrafyayı zorunlu kılsa da, bu fiziksel belirlenim, tanrısal hiyerarşinin sınırlarını aşan bir huzur anlatısı ile perdelenir. Zeus’tan Poseidon’a kadar Olympos sakinlerinin, kendi merkezlerinden kopup bu uzak diyara teşrif etmeleri, sadece bir şölen daveti değil, iktidarın kendi meşruiyetini onaylatmak için uç noktalardaki tebaasını denetleme ve kutsama ritüelidir. Tanrıların bu "misafirliği", tahakkümün en zarif, fakat en mutlak haliyle, yani boyun eğmiş bir huzurun taltif edilmesiyle pekişir.

Troya sonrası felaketleri anlatan ve günümüze ulaşmayan "Aithiopis" destanı, ismini bu sınırlarda yaşayan topluluktan alır. Destanın merkezindeki figür ise Eos ile Tithonos’un oğlu, Aithiopia kralı Memnon’dur. Memnon, hem tanrısal soyun bir uzantısı hem de iktidarın uç sınırlarda bekçiliğini yapan bir simgedir; kendi krallığının ötesindeki savaşlara sürüklenmesi, merkezdeki otoritenin çevredeki kaynakları ve yaşamları kendi düzeni uğruna nasıl tükettiğinin sessiz bir belgesidir.
Silenos
Bak evlat, kulaklarını iyice aç da sana dünyanın öbür ucunda, güneşin hem doğup hem battığı o kadim topraklarda yaşayanlardan bahsedeyim. Onlara Aithiopes derler. İsmi nereden mi geliyor? "Yüzü yanıklar" demek! Hani gün boyu güneşin altında, Okeanos’un kıyısında koşturup durursan, güneş de sana yoldaşlık edip yanaklarını biraz esmerleştirir, değil mi? İşte bu insanlar öyle bir yerdedir ki, sanki güneşin tam mutfağında, sıcağın kalbinde yaşarlar.

Bu Aithiopes halkı, hani bizim buralarda bazen birbirimizi yediğimiz o dertli telaşlardan uzaktır. Öyle tatlı, öyle huzurlu yaşarlar ki, sanki zaman orada bir ağacın gölgesinde uyuyakalmıştır. Günleri nasıl mı geçer? Sabahtan akşama kadar şölen! Ne dert bilirler ne keder. Tanrılara o kadar güzel kurbanlar sunarlar, o kadar içtenlikle hürmet ederler ki, Olympos’un görkemli sakinleri bile dayanamaz; Poseidon, İris veya bizzat Zeus, ellerinde asalarıyla okyanusun ötesindeki bu şenliklere misafir olmaya bayılırlar. Bir düşün; senin sofrana gökyüzü sakinlerinden biri gelse, ne büyük şeref, değil mi?

Ama mesele sadece o huzurlu günler değil. Hani şu meşhur Troya Savaşı’nı duymuşsundur; işte o savaşın acı tatlı rüzgarları, bu uzak diyarın kralı olan Memnon’a kadar ulaşmış. Memnon ki; şafak tanrıçası Eos ile Tithonos’un oğlu! Hem çok yakışıklı, hem çok yürekli bir yiğit. Öyle bir kral düşün ki, kendi topraklarının huzurunu bırakıp, kaderin onu çağırdığı o büyük cenge doğru yola çıkıyor. Hatta onun kahramanlıklarını anlatan, adına "Aithiopis" dedikleri koca bir destan bile vardı vakti zamanında, ama ne yazık ki rüzgarlar o parşömenlerin tozunu çoktan uçurup götürdü.

Velhasıl evlat, bazen güneşin en yakıcı olduğu yerde, insanın kalbi de bir o kadar parlak olurmuş. Şimdi, hadi bakalım, biraz daha yaklaş da sana bu kahramanların nasıl devasa kalkanlarla gölgeleri kovaladıklarını anlatayım...

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme