Gel hele evlat, şöyle kıvrıl şu zeytin ağacının gölgesine. Kulağını ver bana; sana rüzgarların efendisi, hırçın ama bir o kadar da evcimen bir karakterden, Aiolos’tan bahsedeyim.
İnsanlar ona "rüzgarların kralı" derler ama o aslında koca bir ailenin reisi, biraz da başı kalabalık bir babadır. Soy ağacı desen, mitlerin en köklü dallarından birine tutunur; hani şu büyük tufandan sağ çıkanların torunudur. İsmi, koca bir bölgeye, Aiolis topraklarına ve o topraklarda şakıyan dillere mührünü vurmuştur.
Ama asıl ilginç olan, onun mesaisidir. Gökyüzü sakinlerinin emriyle, o meşhur dört yeli Boreas’ın o buz gibi nefesini, Zephyros’un tatlı ılık rüzgarını ve diğerlerini koca bir sığır derisinden tulumun içinde tutar. Düşünsene, koca koca fırtınalar tek bir deri tulumun içinde hapis! Ancak baş tanrı Zeus’tan "Sal gitsin artık!" emri gelince, o tulumun ağzı açılır ve dünya bir anda şenlenir, bazen de birbirine girer.
Bir gün, o meşhur denizci **Odysseus** çıkageldi Aiolos’un adasına. Burası sıradan bir ada değil ha; tunçtan bir duvarla çevrili, kayalıkların üzerine kartal yuvası gibi kurulmuş bir yer. Aiolos, bizim gezginciyi tam bir ay boyunca soframda ağırladı. Yemekler yendi, hikayeler anlatıldı, hafif bir üzüm suyu eşliğinde şenlikler kuruldu. Aiolos, Odysseus’un evine dönme arzusunu öyle bir sevdi ki, ona paha biçilemez bir hediye verdi: O meşhur tulum! İçinde fırtınalar hapis, ama rotası İthaka’ya doğru kilitli.
"Sakın açma!" dedi Aiolos, "Eve varana dek düğümü çözmek yok."
Odysseus, onca yıllık yorgunlukla dokuz gün dokuz gece dümen başında oturduktan sonra gözleri kapanıp da uykuya dalınca, ne oldu dersin? O gemideki meraklı tayfa, "Kim bilir içinde ne hazineler vardır?" diye düşünüp tulumun ağzını bir güzel açtılar. Açmalarıyla beraber rüzgarlar özgürlüğüne kavuştu, ortalık birbirine girdi! Fırtınalar gemiyi bir oyuncak gibi savurup tekrar Aiolos’un adasına geri fırlattı.
Aiolos kapısına gelen Odysseus’u bu kez görünce, ne yalan söyleyeyim, pek bir keyiflendiği söylenemez. Tanrıların pek de sevmediği, talihi ters giden bir adama tekrar yardım etmeye cesareti kalmamıştı. Sertçe kovdu bizimkini; çünkü kimse gökyüzü sakinlerinin hışmına uğramış bir misafirle başını derde sokmak istemez.
İşte böyle evlat; rüzgarlar bir tulumun içinde bile olsa, insanoğlunun bitmek bilmeyen merakı her şeyi dağıtmaya yetiyor. Hadi, şimdi git de o rüzgarın sesini dinle; belki Aiolos sana da bir fısıltı gönderir, kim bilir?
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana yelleri yöneten, dev sığır derisi tulumlarla fırtınaları hapseden Aiolos'tan bahsedecekler. Herkes onun ne kadar kudretli oldugunu, tunçtan duvarlar ardında krallar gibi ziyafetler verdigini anlatır. Ama gel, biz gercegin tozlu yollarına bakalım.
Aiolos, gokyuzu sakinleri tarafindan yellerin bekcisi yapildi. O, sadece esen havayi degil, insanların kaderini de bir tulumun icine hapsetmis biriydi. Peki, neden? Gucunu elinde tutanlar, her zaman ruzgarin nereye esecegine karar vermeyi severler. Odysseus gibi denizleri asan kahramanlar bile onun kapisina gidip, kendi gemilerini yurutmek icin boyun eymek zorunda kaldilar. Aiolos orada, yuksek kayalarin tepesinde, ziyafet masalarinda gununu gun ederken; denizde savrulan gemicilerin, evine donmek icin can atan yoksul insanlarin akibeti onun bir tek kararina bagliydi.
Hani şu meşhur tulum hikayesi vardir; yolların sonu gorunmusken, merakli ve yorgun yoldaslar tulumu actiginda kopan firtinadan bahsederler. Herkes yoldaslari suclar, "neden actilar ki o tulumu?" derler. Ama kimse sormaz: Neden bir insanin kaderi, baska birinin elinde tutulan o deri tulumun icindeki havaya bagli olsun? Neden Aiolos, guclu dostlarin buyruklarini yerine getirmek icin kendi yurduna donmeye calisan bir adami, sanki bir piyonmus gibi oyuncagiyla oynatip sonra da kapisindan kovdu?
Aiolos, gucun sarhosluguyla kendi rahatini kurmus, yellerin efendisi olmustu. Ancak unutma; o tunç duvarlar, korumaya calistigi otoritenin aslinda ne kadar kırılgan oldugunu gosterir. Bir gun ruzgar tersine eserse, o yuksek duvarlarin arkasinda kimin kaldigini kimse bilmez. Bir yudum sarapla huzuru hatirlarim ama asil huzur, hicbir firtinayi kimseden dilenmemektedir.
Simdi git ve kendi yelkenlerini kendin doldur evlat. Cunku hicbir krallik, hicbir tulum, ozgur bir ruhun estigi kadar guclu degildir.