Thesauros Mythology Aigyptos

Aigyptos

Aigyptos

Mısır'a adını veren, elli oğluyla kardeşi Danaos’un kızlarının peşine düşen Aigyptos, düğün gecesi yaşanan trajik katliamla soyunu ve canını yitirdi.

Belos ve Ankhinoe’nin soyundan gelen Aigyptos; köklerini Zeus ile İo’nun birleşimi olan Epaphos’a ve denizlerin efendisi Poseidon’a dayandıran bir silsilenin parçasıdır. Belos’un Libya’yı kardeşi Danaos’a, Arabistan’ı ise kendisine bahşettiği bu otorite paylaşımı, Aigyptos’un kendi iradesiyle sınırlarını genişletme ve başkalarının topraklarını "kara ayaklar" diyarı Mısır adıyla yeniden mühürleyerek kendi adıyla özdeşleştirme hırsına takılmıştır. Egemenlik iddiası, coğrafyayı mülk edinme arzusuyla pekişirken, iktidarın devamlılığı adına kurulan stratejik evlilik bağları, taraflar arasındaki tahakküm ilişkisini derinleştiren bir mekanizmaya dönüşmüştür.

Danaos’un bu zoraki mülkiyet ve boyun eğme teklifine karşı Argos’a sığınması, merkezi bir iradeye karşı bireysel ve yerel özerkliği koruma çabasıdır. Ancak Aigyptos’un elli oğlu üzerinden dayattığı nesiller boyu sürecek tahakküm, kaçışla son bulmamış; Danaos’un kızlarının düğün gecesi gerçekleştirdiği eylem, yukarıdan aşağıya dayatılan bir zorunluluğa karşı yaşamın kendi özgür iradesini savunan bir başkaldırıya evrilmiştir. Bu çatışmanın neticesinde, gücünü sadece zor aygıtları ve genişleme politikası üzerine kuran Aigyptos, kurduğu sistemin yıkılmasıyla birlikte hem otoritesini hem de varlığını yitirmiştir.
Silenos
Bak güzel evladım, gel otur şöyle yanıma. Şarabımın kokusu seni ürkütmesin, o sadece hatıraların tortusu. Şimdi sana, ismi bugün koca bir ülkenin üzerine sinmiş, hırsı boyunu aşmış bir adamın, Aigyptos’un hikayesini anlatayım.

Bu Aigyptos, Belos ile Ankhinoe’nin oğluydu. Soyu da ne soy ama! Dedesi denizlerin hakimi Poseidon, atası ise şimşeklerin efendisi Zeus’un o meşhur İo’dan doğma Epaphos’u... Yani anlayacağın, damarlarında gökyüzü sakinlerinin kudreti akıyordu. Babası Belos, koskoca bir coğrafyayı iki oğlu arasında paylaştırdı; Libya’yı ikizi Danaos’a, Arabistan’ı ise bizim Aigyptos’a verdi. Ama insan dediğin, elindekine ne zaman kanaat etmiş ki? Aigyptos’un gözü daha da yükseklerdeydi. Gitti, "kara ayaklar" dedikleri o verimli toprakları, yani bugünkü Mısır’ı fethetti ve o kadim topraklara kendi ismini nakşetti.

Fakat asıl düğüm işte burada başlıyor. Aigyptos’un elli tane oğlu, kardeşi Danaos’un ise elli tane kızı vardı. Aigyptos, hani şu "ne kadar çok toprak, o kadar çok güç" diyenlerden ya, bu elli oğlu elli kızla evlendirip aile içindeki gücünü tek bir çatıda birleştirmek istedi. Ama Danaos, kardeşinin gözündeki o hırsı sezdi. Kim bilir, belki de o genç kızların kaderini bu hırslı delikanlılara emanet etmek istemedi. Bir gece, yanına kızlarını da alıp gizlice Afrika’dan tüydü. Soylarının başladığı yere, Argos’a sığındılar.

Kaçmakla kurtulur muyum sanırsın? Aigyptos’un oğulları, babalarının emriyle peşlerine düştü. Argos’a vardıklarında, zorla da olsa o düğünler kıyıldı. İşte o gece, yıldızların bile utancından bulutların ardına saklandığı o karanlık düğün gecesinde, Danaos’un kızları babalarının bir talimatıyla hançerlerini çektiler. Gerisi... gerisi tam bir keder denizi.

Sabah güneş doğduğunda geriye sadece soğumuş bedenler ve gözyaşı kaldı. Aigyptos ise, o kadar toprağı, o kadar altını ve elli oğlunu kaybetmenin acısıyla tek başına kaldı. Koca bir ömür hırsla inşa edilmiş bir hayat, tek bir gecede yıkılıp gitti. Kederin en ağır yükü, insanın kendi yarattığı boşluktur evlat. Kimi insanlar dünyayı fethetmeye çalışırken, kendi elleriyle dünyasını karartır; Aigyptos da onlardan biriydi işte.

Hadi şimdi git, az ötedeki korulukta oyna. Ama unutma; hırs dediğin şey, içtiğin şarabın dibindeki tortu gibidir, insanı zehirler.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme