Gel bakayım yanıma güzel çocuk, şöyle dizimin dibine otur da sana eski zamanlardan, birazcık karışık ama dinlemesi çok heyecanlı bir masal anlatayım.
Zamanın birinde, dağların eteklerinde küçük bir bebek varmış. Bu bebeğin adı Aigisthos. İsmi, bizim ormanlarda hoplayıp zıplayan sevimli keçilerden gelirmiş. Çünkü onu dünyaya geldiğinde, belki biraz da talihsizlikten, ıssız bir yere bırakmışlar. Ama oradaki çobanlar ona acımışlar, keçi sütüyle besleyip bir güzel büyütmüşler.
Aigisthos'un aslında büyük ve karışık bir ailesi varmış. Babası Thyestes, amcası ise Atreus'muş. Bu iki kardeş, sanki oyuncağı paylaşamayan çocuklar gibi sürekli bir kavga içindeymişler. Aigisthos, sanki başka birinin oğluymuş gibi amcası Atreus'un sarayına gitmiş. Atreus onu kendi çocuğu gibi sevip beslemiş, ama işler sonra biraz karışmış. Aigisthos bir gün gerçeği öğrenmiş; aslında o amcasının değil, babasının oğluymuş. Aradaki bütün o kırgınlıklar, yanlış anlaşılmalar derken Aigisthos amcasına karşı gelmiş.
Sonra yıllar geçmiş, Agamemnon adında biri çıkagelmiş. Agamemnon büyük denizlere açılıp Troya'ya savaşa gidince, Aigisthos fırsatı bulup geri dönmüş. Kraliçe Klytaimestra ile arkadaş olmuşlar ve ne yazık ki hiç hoş olmayan işler çevirmişler. Agamemnon uzun yoldan eve döndüğünde, bu ikili ona tuzak kurmuşlar.
Ama biliyor musun evlat, kötülükle yapılan işler hiçbir zaman sonsuza dek sürmez. Agamemnon'un oğlu Orestes, babasının başına gelenleri duyunca çok üzülmüş. O da büyüyüp bir delikanlı olunca, gidip Aigisthos'tan hesap sormuş ve bu uzun, üzücü kavgayı bitirmiş.
İşte böyle... İnsanlar hırsına yenik düştüğünde, bazen en yakınları bile birbirine yabancılaşabiliyor. Bizim Aiskhylos, Sophokles ve Euripides gibi şair dedelerimiz de bu hikayeyi alıp güzelce nakış gibi işlemişler, oyunlar yazmışlar. Homeros dediğimiz o kocaman bilge de destanlarında Aigisthos'un adını geçirmiş.
Sen sen ol, kalbini daima sevgiyle tut, öfkeye yer verme ki hayatın, bu masaldaki gibi düğümlerle değil, neşeyle dolsun. Hadi şimdi git de arkadaşlarınla koş biraz, neşeniz bol olsun!
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana altın tahtlarda oturanların, o parıltılı zırhların ardındaki tozlu ve karanlık hikayeyi anlatacagım. Herkesin kahraman diye andıgı kralların, aslında kendi kibrinden baska bir seyi beslemedigini görmen gerek. Bugün Aigisthos'un hikayesine bakacagız; hani şu saray koridorlarında bir piyon gibi oradan oraya savrulan gencin.
Aigisthos, dogdugu andan itibaren büyüklerin hırslı oyunlarına mahkum edildi. Babası Thyestes ve amcası Atreus, gucün verdigi o kör edici zehirle birbirlerini yiyen iki kardesti. Onlar kendi intikamlarını almak icin Aigisthos'un hayatını bir oyuncak gibi kullandılar. Gökyüzü sakinlerinin bile karısmadıgı, insanların kendi elleriyle yarattıgı bu karanlıkta, Aigisthos kim oldugunu bile bilmeden kırlara terk edildi. Adı bile "keçi" anlamına gelen bir kelimeden türetildi; sanki bir insan degil de sürünün bir parçasıymıs gibi.
Atreus onu sarayına aldıgında, ona sevgi verdigini sandın degil mi? Hayır evlat, o sadece kendi kirlenmis ellerini temizlemek icin Aigisthos'u bir silah olarak kullanmak istedi. Onu, kendi babasını öldürmeye gönderecek kadar acımasızdı. Fakat hayat, bazen en büyük tuzakları kuranları kendi tuzagına düsürür. Aigisthos, gercegi ögrendiginde artık bir kukla degildi; ama sistem onu öyle bir hamurla yogurmustu ki, kurtulusu yine baskasının kanında aradı.
Agamemnon denen o kibirli kral, Troya'ya savasmaya giderken sarayını korumasız, daha dogrusu sevgisiz bırakmıstı. Klytaimestra'nın ve Aigisthos'un yolları, Agamemnon'un baskıcı otoritesinin yarattıgı o boslukta kesisince, yine acı dolu bir final yasandı. Agamemnon döndügünde bir kral degil, ektigi rüzgarların fırtınasını bulan bir adam vardı karsımızda.
Bu hikaye bize sunu ögretir: Güclü sandıklarınız, aslında birbirlerinin sonunu hazırlayan hırslı adamlardır. Bizim görevimiz, bu saray oyunlarının bir parçası olmamak. Bir kadeh sarapla bu acı gercekleri düsünürken, su soruyu kendine sor: Bir insanın hayatı, bir kralın hırsından daha mı degersiz? Sakın unutma, tarih kazananların kaleminden cıkmıs bir yalan olabilir, ama gercek her zaman toprağın altında sessizce bekler.