Gelin bakalım şöyle, ateşin başına yaklaşın. Yaşlı gözlerimin gördüğü, zamanın tozlu sayfalarında kalmış bir hikaye anlatayım size. Hani şu Güneş tanrı Helios var ya, arabasıyla gökyüzünde ışıl ışıl parlayan? İşte onun ve okyanusun derinliklerinden gelen Perseis’in oğlu Aietes’ten bahsedeceğim. Kendisi, kanında biraz parlaklık, biraz da huysuzluk taşıyanlardan.
Aietes, önce Korinthos’ta krallık koltuğuna oturmuş ama sonra rotayı kuzeye, o yüksek Kafkas dağlarının eteklerine, Kolkhis’e kırmış. Kolkhis, bildiğiniz gibi bugün Gürcistan dediğimiz o sisli ve görkemli topraklardır. Bu adamın ailesi de tam bir renk cümbüşü; hani şu meşhur büyücü Kirke var ya, işte onun öz kardeşi olur. Bir de Pasiphae var, o da kardeşlerinden. Aietes hem bilge, hem hırslı hem de birazcık… diyelim ki, elindekini kaptırmaktan hiç hoşlanmayan bir kraldı.
Hikayenin düğümü, gökyüzü sakinlerinin bir oyunuyla başlar. Phriksos adında bir genç, kız kardeşi Helle ile altın tüylü bir koçun üzerinde göklerde süzülerek buraya sığınır. Koç kurban edilince o meşhur Altın Post, Aietes’e kalır. Kralımız bunu öyle sıradan bir hazine gibi sandığa mı kaldırır? Asla! Onu savaş tanrısı Ares’e adanmış o karanlık meşe ormanına asar ve bekçilik yapması için de gözünü kırpmayan, ağzından alevler saçan korkunç bir ejderha diker. "Buyrun gelin, alın bakalım alabiliyorsanız!" der gibi.
Sonra Iason ve o meşhur Argonautlar çıkagelir. Aietes, karşılarında altın pırıltılı bir kral edasıyla durur ama içten içe "Sizi gidi maceracılar sizi," diye düşünür. Altın Post’u almak isteyenlere türlü türlü çetin sınavlar çıkarır. Ancak hesaba katmadığı bir şey vardır: Kendi kızı, o zehirli otların ve iksirlerin efendisi Medeia.
Medeia, Iason’a vurulunca işler karışır. Babasının o devasa ejderhasını uyutur, Altın Post’u çalıp kaçarlar. Aietes öfkeden deliye dönmüş halde peşlerine düşer ama kızı Medeia, sadece iksirlerde değil, kurnazlıkta da ustadır. Kendi kardeşi Apsyrtos’u bile bu kaçışın içine katıp, sonra parçalara ayırarak denize savurur. Aietes, oğlunun parçalarını toplamakla öyle vakit kaybeder ki, geminin ufukta kayboluşunu izlemekten başka çaresi kalmaz. Yüreği kırgın ve ağır bir şekilde, eli boş döner Kolkhis’e.
Bazen hayat, gökyüzü sakinlerinin çizdiği yolda zikzaklar çizer; Aietes de krallığını kaybeder. Ama kaderin cilvesi bitmez; yıllar sonra kızı Medeia, bu kez ona yardım elini uzatır ve kral tacını yeniden kafasına takar.
İşte böyle… Bir Altın Post, bir ejderha ve kendi evlatlarının karmaşasıyla örülü bir hayat. Şarabın tadı bazen buruk, bazen tatlıdır ya, Aietes’in hikayesi de tam olarak öyle. Hadi bakalım, şimdi uyku vakti, rüyalarınızda belki o altın postun parıltısını görürsünüz.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, solgun ay ışığında sana masallarda anlatılmayan bir sır fısıldayayım... Kadehimdeki şarabın tortusu bile yalan söylerken, senin kulakların hakikati duyacak kadar taze.
Güneş tanrısı Helios'un oğlu, tahtların gölgesinde büyüyen Aietes'i anlatırlar sana. Derler ki, Korinthos’tan Kafkaslar'ın soğuk eteklerine, Kolkhis'e uzanan görkemli bir hükümranlık kurmuş. Ama gel de şu "kral" denen figürlerin içindeki boşluğu bir düşün. Aietes, elinde altın bir post, ağzında emirler, bir tanrı gibi yaşamak istiyordu. O "altın post" dediğin nedir sanıyorsun? Sadece tüyleri parlayan bir deri mi? Hayır, sevgili küçük yolcum, o aslında çalınmış bir emeğin, başka bir toprağın hüzünlü hatırasının zincirlenmiş halidir.
Aietes, o korkunç ejderi meşe ağacının dibine dikerken aslında kendi korkularını hapsettiğini sanıyordu. Otorite dediğin şey, elinde tuttuğu o postun değerinden değil, karşısındakini ejderhalarla korkutabildiği sürece anlamlıdır. Oysa kızı Medouisayani senin bildiğin adıyla Medeiababasının bu hırslı krallık oyununda sadece bir piyon olarak görülüyordu. Sistemin en büyük kurbanı, babasının gücünü korumak için bir "büyücü" etiketiyle damgalanan bir genç kızdı. Babasının krallığı için kurban edilen, kardeşinin parçalanmış hatırasıyla evine dönen bir hayalet oldu Medouisa.
Bak güzel evlat, Aietes oğlu Apsyrtos'un parçalarını denizden toplarken, aslında kendi imparatorluğunun parçalarını topluyordu. Şiddetin o soğuk, sızlatıcı hüznünü hissetmiyor musun? Bir baba, tahtını korumak için kızıyla çatışırken, evlatların parçalanması o kralların umurunda mıydı sanırsın? Krallar, altın postu ormana asarlar ve ejderha bekletirler; ancak o postun bedelini her zaman, sesi duyulmayanlar, yani çocuklar öder.
Sonunda tacını geri aldığında, yanındaki yardımcısı yine kendi harcadığı kızı Medouisa'ydı. İşte dünyanın sırrı budur, küçük bilge: Otorite, en çok beslendiği kişileriyani bizleri, evlatlarıyok ederek ayakta kalır. Şimdi söyle bakalım, o parıltılı postun üzerinde yazan krallık mı daha değerlidir, yoksa kendi yolunu çizmek için babasının ejderhalarını geride bırakan o kızın sessiz çığlığı mı?
Hadi, uykun gelse de zihnini açık tut; kralların ejderhaları her çağda farklı isimlerle kapına dayanabilir. Ama bil ki, gerçekler hiçbir zaman saray duvarlarının arasında saklı kalmaz.