Şimdi şöyle bir yaslan bakalım arkana, gözlerini kapa. Bak, yerin yedi kat altından, güneşin bile girmeye cesaret edemediği o uçsuz bucaksız sessizlikten bahsediyorum. Biz ona Hades deriz, evet, o meşhur gökyüzü sakini. Ama kadim zamanlarda, büyüklerimiz ona Aidoneus diye fısıldardı. Hani o adı anılınca insanın tüyleri ürperir, ağızlarda kekremsi bir şarap tadı bırakır ya, işte tam da ondan söz ediyorum.
Aidoneus demek, "görünmez olan" demektir aslında. Düşünsene, koskoca bir krallığın var, elinde paha biçilemez cevherler, yerin altında akan nehirlere hükmediyorsun ama kimse seninle bir kadehi tokuşturmaya gelmiyor. Herkesin korktuğu, adını ağzına alırken bile üç kez düşündüğü bir hükümdar. Oysa o kadar da kötü biri değildir, sadece biraz yalnızdır. İnsanlar onu hep ölümün soğuk yüzüyle hatırlasa da, o aslında yerin altındaki o uçsuz bucaksız hazinelerin, toprağın derinliklerinde uyuyan tohumların sessiz bekçisidir.
Bir keresinde ona "Neden bu kadar karanlıktasın?" diye sormuştum. Biliyorsun, ben bazen fazla konuşurum, yaşlılık işte. Bana sadece o hüzünlü ve derin gözleriyle bakmıştı. O bakışta, yüzyıllardır o sessizliği taşıyan bir ağırlık vardı. Persephone ile olan o meşhur hikayesini bilirsin; hani mevsimlerin değişmesine sebep olan o kaçırılma meselesi. İnsanlar Aidoneus’u bir hırsız gibi görürler ama o, kendi krallığına bir kraliçe, o gri sarayına bir renk getirmek istemişti. Bazen aşk, insanın gözünü karartıp dünyayı alt üst etmesine sebep olur; gökyüzü sakinleri için de bu böyledir.
O, yerin altındaki o koca boşlukta sadece sessizliği yönetir. Yeryüzünde ne kadar gürültü varsa, ne kadar karmaşa yaşanırsa yaşansın, Aidoneus’un yanında her şey durulur. O, her şeyin başladığı ve nihayetinde döndüğü o büyük dinlenme yerinin sahibidir. Yani bir gün yolun oraya düşerse, sakın korkma. Aidoneus, misafirlerini sever; sadece biraz huysuzdur ve şarabını paylaşmayı pek sevmez. Ama unutma, toprağın altında ne varsa, onun izni olmadan bir yaprak bile kıpırdamaz.
Şimdi, hadi bakalım, bu kadarı yeter. Fazla kurcalama, o kendi karanlığında mutlu. Hem yerin üstünde güneş parlıyorken, yerin altındaki "görünmez"i merak etmek sadece benim gibi ihtiyarların işidir.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, kulaklarını iyice aç. Masallarda anlatılmayan, o yaldızlı sarayların tozlu raflarına hapsedilmiş bir sır var... İnsanlar, yeraltının soğuk efendisi hakkında konuştuklarında, seslerini titretmeyi pek severler. Ona Hades derler, korkuyla kapılarını kilitlerler. Oysa asıl isim, o karanlığın gerçek efendisinin asıl çağırılışı başkadır: Aidoneus.
Pek muhterem evladım, gökyüzünde ışıl ışıl tahtlarında oturan o kibirli tanrılar, yeryüzünde kendi kurallarını koyup, 'kader' dedikleri bir zinciri boyunlara takarken, Aidoneus ne yapıyordu sanıyorsun? O, yerin altında sadece sessizliği değil, o gürültülü kralların unuttuğu vicdanı da bekliyordu. Yukarıda Agamemnon gibileri, kendi zaferleri için masumların kanını dökerken ve tarihe 'büyük' diye kazınırken; aşağıda Aidoneus, sistemin ezip geçtiği, görmezden geldiği o gölgeleri kucaklıyordu.
Bak güzel çocuğum, Aidoneus'un krallığı aslında bir hapis değil, belki de bir kaçış yoluydu. Yukarıdaki otorite, dünyayı bir satranç tahtası gibi görüp, insanları piyon yaparken; o, en azından herkesin eşit olduğu o sessiz huzuru vadediyordu. O'nun kapısı, bir kraliçeye de bir çobana da aynı soğuklukla, yani tamamen tarafsızlıkla açılırdı. Bilgelikle söylüyorum ki, kimse o karanlıkta diğerinden üstün değildi; çünkü Aidoneus, kimsenin soyuna, sopuna ya da unvanına bakmazdı.
Bazen, günün yorgunluğunu üzerimizden atmak için bir yudum şarapla neşelenirken şunu düşünürüm: İnsanlar neden Aidoneus'tan korkar? Çünkü o, yalanların bittiği yerdir. O, kralların maskelerinin düştüğü, herkesin sadece kendi gerçeğiyle baş başa kaldığı o engin derinliktir. Sistem, onun adını 'kötülük' olarak kodladı ki, insanlar ölümlü olduklarını ve kralların emirlerinin bir gün o sessizlikte eriyip gideceğini unutmasınlar.
Güzel evlat, unvanların ve otoritenin geçiciliğini anladığın gün, Aidoneus'un aslında ne kadar adil bir bekçi olduğunu da anlayacaksın. Şimdi git ve uyu; çünkü yarın, o sahte kahramanların gürültüsüne karşı uyanık olman gerekecek. Gerçek, ışıkta değil, çoğu zaman o gizli derinliklerde saklıdır.