Gel bakayım buraya, şöyle yanaş ateşe. Destanların tozlu sayfalarında kalmış, ama adaletiyle gökyüzü sakinlerinin bile başını eğdiği o ismi mi merak ettin? Aiakos’u anlatayım sana.
Aiakos, Zeus ile güzel su perisi Aigina’nın oğludur. Babası tanrıların kralı olunca, onun payına da kendi adını taşıyan o şirin adayı yönetmek düşmüştü. Aiakos, öyle adaletli bir kraldı ki, sadece insanlar değil, tanrılar bile ona danışmadan iş yapmazdı. Bir keresinde dünyayı bir kuraklık vurdu, ekinler sararıp küle döndü, nehirler yatağını unuttu. İnsanlar, "Senin sözün Zeus’un katında geçerlidir, ne olur kurtar bizi!" diye koştular ona. Aiakos bir yakardı, gökyüzü sakinleri öyle bir duydular ki, toprak kana kana su içti.
Ama bilirsin, hayat bazen bir testi şarabı kadar berraktır, bazen de fırtınalı deniz gibi bulanık. Aiakos’un adasında bir zamanlar büyük bir veba patladı. Koca ada boşaldı, kral sarayında yapayalnız kaldı. Çaresizlik içinde babası Zeus’a, "Bana halkımı geri ver, yoksa bu krallığın ne anlamı var?" diye seslendi. O an, meşe ağacının altındaki karınca yuvasına baktı. Zeus onun bu içten yakarışını duymuştu. Karıncalar yavaş yavaş boy atıp insana dönüştü! "Myrmidon" dedikleri, o karınca soylu savaşçıların hikayesi böyle başladı işte. Hani o meşhur Akhilleus var ya, Troya önünde göğsünü gere gere dövüşen; işte o, bu Myrmidonların lideriydi.
Aiakos’un evlatları da vardı elbette: Telamon ve Peleus. Ama aile içi işler biraz karışıktır, bilirsin. Diğer oğlunun, yani Phokos’un yeteneklerini kıskanınca, o iki kardeş bir hata yaptılar, bir diski Phokos’un başına atıp hayatına son verdiler. Aiakos, "Adalet, kendi evimden başlar," dedi. Kendi çocuklarını dahi olsa, gözünü kırpmadan sürgüne gönderdi.
İşte bu yüzden, hani o gölgeler diyarı Hades var ya, orada işler ona kaldı. İnsanlar öldüğünde, "Acaba iyi miydim, kötü müydüm?" diye endişelenirler. Platon der ki; Aiakos, Minos ve Rhadamanthys ile birlikte oturur, ruhların yaptıklarını tartar. Öyle taraflıdır, öyle rüşvetle eğilir sanma; o terazinin bir kefesine dürüstlüğü, diğerine de yaşamın ağırlığını koyar.
Şimdi söyle bakalım küçük dostum, bir gün senin de elinde bir terazi olsa, en çok neyi tartmak isterdin? Hadi, ateşi biraz daha körükle, gece daha uzun.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, kulaklarını iyice aç; zira bugün sana tarih kitaplarının tozlu raflarında saklanan, kralların o yaldızlı heykellerinin ardındaki o "kusursuz" hükümdar Aiakos’tan bahsedeceğim. Masallarda anlatılmayan bir sır var; tarihin sayfaları, gücü elinde tutanların vicdanını değil, sadece başarılarını yazar. Ama biz, gerçeğin peşindekiler, gölgelerin nereye düştüğünü iyi biliriz.
Aiakos derler adına; Zeus’un oğlu, Aigina’nın kralı. Sözde "en dürüst" ve "en dindar" olanı. İnsanlar anlatır: Veba adasını kırıp geçirdiğinde, toprak bomboş kaldığında tanrı babasına yakarmış da, karıncaları insan yapıp kendine bir halk yaratmış. İşte o meşhur Myrmidon’lar, yani karıncadan bozma askerler böyle doğmuş. Düşünsene güzel evladım; bir kral için halkı, sadece bir emirle çoğaltılıp bir savaşta harcanacak karıncalar gibidir. Kendi hırsları uğruna toprağı dolduran o insanların birer "birey" değil, sadece emir kulu ordular olduğunu hiç düşündün mü?
Seninle bir sırrımı paylaşayım; asıl acı, Aiakos’un sarayının duvarları arasında gizlidir. Oğulları Telamon ve Peleus, kardeşleri Phokos’u, sırf o daha başarılı diye bir diskle öldürdüler. Bir baba düşün; evlatlarını yetiştirirken onlara merhameti değil de rekabeti, kardeşliği değil de "kazanma" arzusunu öğütlemiş. Kendi evinin içinde yeşeren bu şiddet, kralların ailelerinde ne kadar zehirli sarmaşıklar büyüttüğünün kanıtıdır.
Ey benim akıllı kuzum, sonra ne mi oldu? Aiakos, kendi yetiştirdiği canileri sürgüne gönderdi. "Adalet yerini bulsun" dedi. Peki, adaleti sağlamak için oğullarını uzaklaştırmak mı gerekir, yoksa o canavarı bizzat kendisinin yarattığını kabul etmek mi? İşte bu yüzden, öldükten sonra Hades’in karanlık koridorlarında ölüleri yargılayan üç kişiden biri yaptılar onu. Hayatında kendi evini dahi yönetemeyen, kardeş katline göz yuman bir adamın, şimdi ölülerin ruhlarını tartması ne büyük bir ironi değil mi?
İnsanlar kralları tanrı gibi sever, oysa krallar sadece kendi hatalarının altında ezilen ölümlülerdir. Bir yudum şarapla hayatın neşesini bulduğumuz şu dünyada, asıl yargıç ne Aiakos’tur ne de bir başka kral; asıl yargıç, kendi vicdanın ve sorgulama cesaretindir. Asla unutma: Yüksek tahtlarda oturanlar, bazen sadece en çok karıncayı ölüme gönderenlerdir. Şimdi git ve gördüğün her "kusursuz" figürün arkasındaki o gölgeyi kendin ara.