Thesauros Mythology Agron

Agron

Agron

Tanrılara hürmet etmeyen Koslu Agron, kardeşiyle birlikte toprak anayı kutsarken, ilahi gazapla bir yağmur kuşuna dönüştürülerek cezalandırıldı.

Kos adasının bereketli toprağını işleyerek yaşamını sürdüren Agron, kız kardeşleri Byssa ve Meropis ile birlikte, ilahi otoritenin gözetiminde sessiz bir varoluş sürdürüyordu. Bu küçük grubun, toprağı kutsayan Gaia dışındaki üstün hiyerarşilere boyun eğmeyi reddetmesi, kurulu düzenin sınırlarını çizen tanrısal iktidarın radarına takılmalarına yetti. İtaat mekanizmalarını dışlayan bu özerk yaşam biçimi, yerleşik tahakküm sistemleri için bir sapmaydı; nitekim bu aykırılık kısa sürede cezalandırıldı. İnsan formunun sunduğu irade alanı, merkezi otoritenin bir hamlesiyle yok edilerek üç kardeş uçucu varlıklara hapsedildi: Meropis bir baykuşun kısıtlı görüşüne, Byssa bir martının çaresiz göçerliğine, Agron ise yağmurkuşunun huzursuz kanatlarına mahkum edildi. Kendi kendine yeten toprağın sessiz işçileri, artık özgürlüklerini yitirmiş, belirlenmiş doğa yasalarının içinde dilsiz birer figürana dönüşmüşlerdi.
Silenos
Şimdi, yerleşin bakalım şöyle, ateşin çıtırtısı kulaklarınızı doldururken beni iyi dinleyin. İnsanlar bazen, tıpkı sizin gibi çocukken başlarına buyruk oldukları kadar, büyüdüklerinde de inatçı olurlar. Hele bir de tarlalarının bereketine fazlaca güvendiler mi, gökyüzü sakinlerini unutuverirler. İşte, Kos adasında, yani o güzelim İstanköy’de yaşayan Agron ve iki kız kardeşi Byssa ile Meropis’in hikayesi tam da böyle bir unutkanlığın masalıdır.

Agron, toprağın dilinden anlayan, nasırlı elleriyle sabanı tuttuğunda sanki toprağın ruhunu okşayan bir delikanlıydı. Kız kardeşleri Byssa ve Meropis de ondan geri kalmazdı; gün boyu tarlada ter döker, ekinlerin hışırtısını dinlerlerdi. Fakat gelin görün ki, bu üç kardeşin kalbi biraz fazla sert, inançları ise biraz fazla daralmıştı. Onlara göre sadece toprak ana, yani Gaia vardı. "Diğerleri de kim?" der gibi gökyüzüne bakıp omuz silker, ne Zeus’un şimşeklerine selam verirlerdi ne de Apollon’un güneşine şükran duyarlardı.

Siz siz olun, gökyüzünün yüksek tepelerinde oturanların dikkatini, kibirle değil, tebessümle çekmeye çalışın. Çünkü gurur, bazen kanatları olmayanları bile havalandırıverir; ama öyle özgür bir kuş gibi değil, bir ceza gibi.

Bir gün, toprağın ve gökyüzünün dengesi bu saygısızlığa daha fazla katlanamadı. Tanrıça, kendisine gösterilmeyen o ufak hürmeti, tarlaların bereketiyle değil, üç kardeşi değiştirmekle hatırlattı onlara. Olanlar bir anda oldu; hava ağırlaştı, rüzgar başka bir uğultuyla esmeye başladı. Kardeşler, kendilerini toprağa değil, gökyüzüne doğru çekilirken buldular.

Meropis, o meraklı gözleriyle etrafı izlerken bir baykuşa dönüştü; artık gecenin sessizliğinde, bilgeliğin değil ama yalnızlığın sesi oldu. Byssa, denizin köpüklü sularına tutkunluğuyla bir martıya dönüştü; hani o kıyılarda çığlık çığlığa uçan, dalgaların tuzunu kanatlarında taşıyan martı var ya, işte o. Agron mu? O, toprağına ve yağmurun bereketiyle beslediği o tarlalara o kadar bağlıydı ki, bir yağmurkuşu olup çıktı. Şimdi o, tarlaların üzerinde kanat çırparken çıkardığı her ses, aslında eski günlerin bir özrü, belki de toprağa duyduğu o yarım kalmış sevginin bir yankısıdır.

Bakın, toprak her zaman vericidir ama o toprağı var edenlerin de hatırı vardır. Şimdi o yağmurkuşunun sesini duyduğunuzda, bilin ki Agron hala o toprağın üzerindedir. Bir yudum serin su, bir parça sabır; hayat dediğin, gökyüzüyle toprağın arasındaki o ince çizgide yürümektir. Hadi bakalım, şimdi siz gidin de kendi bahçenizde neler olup bittiğine bir bakın; belki kuşlar size başka sırlar fısıldar.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme