Thesauros Mythology Agaue

Agaue

Agaue

Kadmos’un kızı, Dionysos şenliğinde kendini kaybedip öz oğlu Pentheus’u bir vahşi hayvan sanarak kendi elleriyle parçalayan trajik bir annedir.

Kadmos ve Harmonia’nın kızı, İno ile Semele’nin kardeşi ve Pentheus’un annesi olan Agaue’nin yazgısı, kutsal sayılanın buyruğuyla şekillenen bir trajediyle mühürlenmiştir. Semele ile Zeus arasındaki ilişkiye dair dilden dile yayılan söylentilerin yarattığı huzursuzluk, Semele’nin oğlu Dionysos’un, kendi tanrısal kudretini tesis etmek adına başvurduğu bir cezalandırma mekanizmasına dönüşür. İktidarın, ailevi ve toplumsal hiyerarşiyi parçalayarak kendi meşruiyetini kurduğu bu düzende, Bakhalar sürüsünün içine sürüklenen Agaue, gözündeki perdeyle evladını bir yabancı, bir av nesnesi olarak görür. Kendi elleriyle Pentheus’u parçalarken aslında farkında olmadan itaat ettiği hiyerarşik otoritenin çarklarını işletmiş, Euripides’in *Bakkha’lar* tragedyasında ölümsüzleşen bu vahşetle, buyruğun bireyin benliğini nasıl ele geçirebileceğinin en çarpıcı örneği haline gelmiştir.
Silenos
Şöyle biraz yanaşın bakalım, ateşin sıcaklığı kemiklerime iyi geliyor. Bugün size Thebai’nin o güzel ama talihsiz kızı Agaue’den bahsedeceğim. Hani şu görkemli Kadmos ile Harmonia’nın kızı, hani o şen şakrak İno’nun ve başı gökyüzü sakinleriyle pek bir dertli olan Semele’nin kardeşi.

Agaue denince, çoğu kişi onun sadece trajik sonunu hatırlar ama işin aslı biraz karışıktır, evlatlarım. Semele, Zeus’un gök gürültülü aşkına tutulup da yeryüzüne sığmaz olunca, saraydaki dedikoduların ardı arkası kesilmedi. Agaue ve kız kardeşleri, Semele’nin başına gelenleri o vakitler bir türlü anlamlandıramadılar; hatta biraz da kıskançlıkla, biraz da öfkeyle dillerini tuttular.

İşte bütün mesele burada koptu. Semele’nin oğlu, o bereketli üzüm bağlarının ve neşeli kalabalıkların efendisi Dionysos, annesinin onurunu korumaya kararlıydı. Dionysos, öyle kolayca unutulacak ya da hafife alınacak bir tanrı değildir; bazen bir kadeh neşedir, bazen de fırtınalı bir öfke.

Agaue bir gün kendini, Dionysos’un peşinden dağlarda koşturan o çılgın, taşkın Bakkha’lar sürüsünün arasında buldu. Hani o meşhur tragedyalarda anlattıkları kadınlar grubu vardır ya; işte onlar. Dağlarda, ormanlarda neşeli bir kaos içinde dans ederken gözleri bir şeye takıldı. O an gözlerine bir perde indi sanki, gökyüzü sakinlerinin cilvesi midir, yoksa bir ceza mıdır bilinmez; Agaue karşısındakini kendi oğlu Pentheus olarak değil de, ormana musallat olmuş vahşi bir canavar gibi görmeye başladı.

Euripides anlatır bunu; hani o kalemini hüzünle koşturan adam. Agaue, elleriyle parçaladığı o şeyin aslında kendi oğlu olduğunu fark ettiğinde, gökyüzü o an susmuştu. Kendi kanından olanı, bir canavar sanıp yok etmenin o korkunç sessizliği çöktü üzerine.

İşte böyle çocuklar; bazen insan, öfkenin ya da ilahi bir oyunun getirdiği o bulanık gözlükleri taktığında, en sevdiğini bile göremez olur. Agaue’nin hikayesi hem bir ders, hem de üzerine uzun uzun düşünülecek bir gölge gibidir. Şimdi, o ateşten bir dal daha atın da, şu öykünün dumanı biraz daha dağılsın, ne dersiniz?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme