Gelin bakalım küçük dostlarım, etrafıma toplanın. Size kralların kralı, o pek meşhur Agamemnon amcadan bahsedeceğim. Şimdi, uzak diyarlardan birinde, koca orduların başında duran, bazen burnu havada bazen de epey şanssız bir adam düşünün.
Agamemnon, o koskoca ordunun başkomutanıydı. Elinde gümüşten bir asası vardı; sanki dünyayı yönetir gibi gezerdi. Ama her kral gibi onun da hataları vardı, hani bazen sizin oyun oynarken "ben ne dersem o olur" deyip arkadaşlarınızı üzdüğünüz zamanlar gibi. Agamemnon bazen o kadar inatçı olurdu ki, yanındaki en güçlü savaşçı olan Akhilleus ile bile küserdi. Öyle bir öfkelenirdi ki, gözleri adeta yanan odunlar gibi parıldardı.
Bir keresinde Akhilleus ona o kadar kızmıştı ki, "Sen sadece kendi çıkarını düşünen, doymak bilmez birisin!" diye bağırmıştı. Hatta halktan Thersites adında biri bile, "Siz artık savaşçı değil, savaşçı kadınlarsınız, hadi dönelim evimize!" diye krala kafa tutmuştu. Düşünsenize, bir kralın karşısında herkesin sustuğu o günlerde, biri çıkıp ona neler söylemiş!
Tabii bizim Agamemnon, aslında biraz sakar biriydi. Bir şeye elini atsa, sanki işler biraz karışırdı. Hani bazı insanlar vardır, bir bardak suyu bile ellerinden düşürürler ya, işte kralımız da öyleydi. Kendi kendine dertler açar, sonra da "Ah, ben ne yaptım?" diye üzülürdü. Bir keresinde bir hata yapmıştı, sonra da Akhilleus'a gidip, "Hadi gel barışalım, ben hatalıydım," diye özür dilemişti. Ama gönül bu, kırıldı mı bir kere, zor düzeliyor tabii.
Bu Agamemnon, ne Akhilleus kadar usta bir savaşçı olabildi, ne de Odysseus kadar akıllı bir danışman. O sadece bir kraldı; bazen iyi, bazen bencil, bazen de çok şanssız. Kendi dünyasında büyük işler yapmaya çalışırken, aslında krallık denen şeyin ne kadar zor ve bazen ne kadar komik hatalarla dolu olduğunu bize gösterip durdu.
Şimdi söyleyin bakalım çocuklar, sizce bir lider her istediğini yapmalı mı, yoksa bazen durup "Acaba hata mı yapıyorum?" diye düşünmeli mi? İşte Agamemnon, bize tam da bunu öğreten o tuhaf ve biraz da hüzünlü hikayelerin kahramanıdır. Hadi bakalım, şimdi oyun vaktidir!
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Bir fincan şarap eşliğinde, gökyüzü sakinlerinin bile duymaktan çekindiği o eski hikayelere kulak ver. Bugün sana, destanlarda parlatılan zırhların altında yatan, o hep "kral" diye övülen Agamemnon’un gerçek yüzünü anlatacağım.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
İnsanlar Agamemnon'u büyük bir kumandan, kralların kralı olarak anar. Ama evlat, birinin "kral" olması, onun haklı olduğu anlamına gelmez. O, gücü elinde tutanların kendi hırslarını nasıl birer kanun gibi pazarladığının en eski örneğidir. Sarayların soğuk taşlarında yankılanan o asa sesine aldanma; o asa, aslında başkalarının emeğini, hayatını ve hatta çocuklarını kendi kibirli oyuncağı yapan bir elin değneğidir.
Hani şu Akhilleus ile olan kavgasını duymuşsundur? Herkes onu bir gurur meselesi sanır. Oysa gerçek, daha karanlıktır. Agamemnon, güçten zehirlenmiş bir adamdı. Kendi hatalarının bedelini her zaman, senin benim gibi, sesi çıkmayanların omuzlarına yıktı. Kendisi için aldığı yanlış kararlar yüzünden orduyu felakete sürüklerken, suçlanacak bir günah keçisi bulmakta hiç gecikmedi. Kendi kızı Iphigeneia’yı bile, sadece "güçlü dostlar" ile arasını düzeltmek ve savaş hırsını tatmin etmek için kurban etti. Bir baba düşün ki, evladını kendi iktidarının basamağı yapsın. İşte kral dediğin, bazen en büyük zalimdir.
Bir de Thersites vardır... Hani şu ordunun içindeki o cesur adam. Herkes kralın önünde eğilirken, o çıkıp "Seni halkı kemiren kral!" diye haykırmıştı. Peki, ona ne oldu? Ona "akılsız, korkak" dediler, susturdular. Çünkü sistem, Agamemnon gibi figürleri korumak için, gerçeği söyleyenleri her zaman "değersiz" ilan etmiştir. Odysseus gibi kurnazlar ise, düzen bozulmasın diye gelip halkı, "kral ne derse odur, sessiz olun" diye korkutarak sindirdi.
Evlat, unutma; Agamemnon ne kusursuz bir kahramandı, ne de tanrıların kutsadığı bir yönetici. O, sadece iktidarın ne kadar bencilleşebileceğini gösteren trajik bir piyondu. Destanlar onun zaferlerini yazar, ama ben sana onun gölgesinde kalan sessizlerin, harcanan gençlerin ve o hırsın altında ezilen onurun hikayesini fısıldıyorum.
Kral tacı takan herkesin bilge olduğunu sanma. Bazen o taç, sadece altındaki çürümüşlüğü gizleyen parlak bir kapaktır. Şimdi git ve gördüğün her "büyük" adamın ardındaki gölgeyi izle; çünkü gerçekler, ışığın ulaşamadığı o kuytu köşelerde saklıdır.