Thesauros Mythology Agamedes

Agamedes

Agamedes

Ünlü mimar Agamedes; tapınaklar inşa eden hünerli bir ustaydı. Kimi anlatıma göre hazine hırsızlığının kurbanı, kimi anlatıma göre ise tanrısal bir uykuda huzuru buldu.

Agamedes, üvey oğlu Trophonios ile birlikte antik Yunan coğrafyasının mekanlarını inşa eden usta bir mimardı; ellerinden çıkan Delphoi’deki Apollon, Arkadya’daki Poseidon tapınakları ve Thebai’deki Alkmene’nin yatak odası, iktidarın kutsallığını ve mahremiyetini cisimleştiren anıtlardı. Boiotia kralının hazinesini korumak için sipariş ettiği yapı, aslında egemenin birikim tutkusuna hizmet eden bir hapishaneydi; mimarlar ise bu yapıyı, taşı oynatılabilir kılarak kendi tasarımları üzerindeki mutlak hakimiyeti, efendinin denetim alanında bile bir gedik açarak sorguladılar. İktidar, kendi inşa ettirdiği yapının eksildiğini fark ettiğinde, düzeni yeniden tesis etmek için başka bir usta olan Daidalos’u bir enstrüman gibi devreye soktu; kurulan tuzak, mülkiyetin güvenliğini korumak adına bedenlerin nasıl tasfiye edilebileceğini gösteriyordu. Trophonios’un, kaçışı garantilemek adına Agamedes’in başını kesmesi, efendinin dayattığı şiddet sarmalının mimarların arasına nasıl sızdığının ve hayatta kalma arzusuyla kurulan bağların nasıl çatırdadığının bir kanıtıydı.

Diğer taraftan anlatılan hikaye, tanrısal iradenin mutlak otoritesi altında biçimlenen bir kaderi sunar: Delphoi tapınağını tamamlayan Agamedes ve Trophonios, emeklerinin karşılığını bizzat tanrı Apollon’dan talep ettiklerinde, sistemin sunduğu lütuf altı günlük bir haz ve nihayetinde yedinci gün gelen son uykuydu. Tanrısal buyruğun “en büyük ödül” olarak sunduğu bu ölüm, insanın kendi el emeği üzerindeki talebinin, otoritenin sınırlarında nasıl bir yok oluşla sönümlendiğini simgeler; itaatkar bir son, mimarın kendi inşa ettiği anıtın gölgesinde nihayete erer.
Silenos
Gel bakalım şöyle, ateşin başına iliş. Bak, sana mimariden, taştan ve insanın içine kaçan o sinsi parıltıdan bahsedeceğim. Hani şu parmakla gösterilen, taşları sanki kendi kendine dizilmiş gibi duran tapınakları yapan Agamedes ile Trophonios'u duydun mu hiç?

Bu ikili, Yunanistan’ın tozunu birbirine katan, elinden el işi kurtulmayan iki kafadardı. Delphoi’deki o muhteşem Apollon tapınağını gördün mü? İşte o sütunlarda, o taşların kilitlerinde onların alın teri var. Hatta Poseidon’un deniz kokulu tapınağında ve Thebai’de, hani şu kraliçelerin yatak odalarında bile onların imzasını arasan bulursun. Ellerine bir taş, bir çekiç ver, sana dünyayı yeniden kursunlar.

Ama gel gör ki, insan oğlu bazen gökyüzü sakinlerinin bahşettiği yeteneği biraz yanlış kullanabiliyor. Boiotia Kralı onlara koskocaman, sarsılmaz bir hazine odası ısmarlamış. Kral, "Burayı öyle bir yapın ki, içindeki altınlar yerinden oynamasın," demiş. Bizimkiler de yapmış yapmasına ama bir kurnazlıkları vardı: Duvarın bir taşına, dışarıdan kimsenin anlamayacağı sihirli bir dokunuşla kayan bir mekanizma kurmuşlar. Gece olup herkes uykuya daldığında, ay ışığının altında o taşı kaydırıp hazine odasına süzülürlermiş. Altınlar parladıkça, onların da gözleri dönmüş.

Kral bir gün bakmış ki hazine azalıyor, "Yahu, bu altınlar buharlaşıp gökyüzüne mi çıkıyor?" diye şüphelenmiş. Girit’in o meşhur mimarı Daidalos’u çağırmışlar. Adam akıllı, tuzak kurmayı bilir; içeridekilerin dışarı çıkmasına izin vermeyecek bir düzenek hazırlamışlar. O gece bizimkiler yine kurnazlık peşindeyken Agamedes o tuzağa bir yakalanmış ki, kurtuluşu yok! Trophonios, ortağının yakalanıp krallığa tüm sırları anlatacağından korkunca, "Bari itibarımız kurtulsun," diyerek Agamedes’in kafasını kesip ortadan kaybolmuş. İnsan hırsı işte; eline dünyayı sığdıracak yetenek versen, o yine bir deliğe sıkışıp kalır.

Ama dur, bir de şu anlatılanı dinle; belki de öteki daha gerçektir. Derler ki, Delphoi’deki o büyük işi bitirdiklerinde Apollon’a "Hani bizim emeğimizin karşılığı?" diye sormuşlar. Tanrı, "Altı gün boyunca sadece ziyafet çekin, şarabınızı yudumlayın ve eğlenin; yedinci gün ödülünüzü alacaksınız," demiş. Gerçekten de yedinci gece, o büyük tapınağın gölgesinde yummuşlar gözlerini ve bir daha hiç uyanmamışlar. Kim bilir, belki de tanrı, bu dünyadaki en büyük ödülün huzurlu bir uyku olduğunu biliyordu.

Bak evlat, hayat dediğin de böyle biraz mimari, biraz hırs, biraz da uykudur. Bazılarını altınlar tüketir, bazılarına ise gökyüzü sakinleri tatlı bir uyku gönderir. Şimdi söyle bakalım, sen hangisini seçerdin? Taşlara hükmetmeyi mi, yoksa huzurla başını yastığa koymayı mı?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme