Girit’in o zeytin kokulu, rüzgarlı topraklarından çıkan her hikaye biraz hüzünlü, biraz da maceralıdır; tıpkı eski bir parşömenin kıvrımlarında saklanan sırlar gibi. Aerope’nin hikayesi de tam olarak böyle başlar.
Katreus’un kızı Aerope, Girit’in o görkemli saraylarından uzaklaşıp kendine yeni bir yuva aramak için yollara düştüğünde, kaderin ona ne kadar karışık bir yumak hazırladığından habersizdi. Argos’a vardığında, gökyüzü sakinlerinin ona çizdiği yol, onu önce Pleisthenes’in yanına, sonra da Atreus’un evine taşıdı. Bir kadının kaderi bazen rüzgarın estiği yöne göre değil, kralların arasındaki o bitmek bilmeyen hırslara göre şekillenir, evlatlarım.
Aerope’nin ismi, tarih sahnesinde sadece bir kraliçe olarak değil, iki büyük liderin, o meşhur Agamemnon ve Menelaos’un annesi olarak parlar. Bir anne düşünün; evlatlarını yetiştirirken evinin dört duvarı arasında süregelen kardeş kavgalarının, o bitmek bilmeyen taht hırslarının tam orta yerinde kalmış. Atreus ile kardeşi Thyestes arasındaki o meşum çekişme, öyle bir ateşti ki, Aerope de bu alevlerin arasında savrulup gitti.
Onun sonu, maalesef, kralların birbirine duyduğu o kör kuyu gibi derin öfkelerin kurbanı oldu. Bir masal gibi başlasa da, krallıkların ihtişamı bazen en yakınların ihanetiyle kararır. Bugün size Aerope’yi anlatırken, sarayların mermer zeminlerinde yürüyen bir kadının değil, gökyüzü sakinlerinin satranç tahtasında bir piyon gibi nasıl yer değiştirdiğini hatırlatmak istedim.
Şimdi söyleyin bakalım, sizce bir insanın kaderi, sevdiği adamın kardeşine duyduğu nefretin bedelini ödemek zorunda kalması mıdır? İşte, insanın içindeki o dizginlenemez tutku bazen böyle güzel bir çiçeği bile solmaya zorlar. Ama unutmayın, her ne kadar hikayeleri hüzünle bitse de, isimleri hala rüzgarlarda yankılanmaya devam ediyor. Şimdi bir yudum taze pınardan için ve düşünün; sizin kaderiniz, sizin ellerinizde mi, yoksa sadece bir rüzgarın estiği yönde mi?
Bak güzel yavrum, kadehinde biraz neşe ve zihninde biraz kuşkuyla yaklaş buraya; çünkü büyüklerin anlattığı destanların arasında, tozlu raflarda saklanan o fısıltıyı sadece biz duyarız. Bugün sana, sarayların o soğuk mermer taşları arasında unutulmaya terk edilen Aerope’den bahsedeceğim.
Dinle sevgili evlat; hikayeler hep kralların zaferlerini parlatır, ama o parıltının altında bir kadının, Aerope’nin sessiz çığlığı gizlidir. Girit’in güneşli kıyılarından Argos’un kasvetli saraylarına sürüklendiğinde, sadece bir eş ya da bir kraliçe değil, bir sistemin piyonu olarak görüldü. Pleisthenes’in ardından Atreus’un evine girdiğinde, o büyük "asil" kralların kibri arasında kendine bir yer aradı. İnsanlar onu sadece Agamemnon ve Menelaos’u doğuran bir gölge, hanedanın devamını sağlayan bir araç sandılar. Oysa Aerope, gücün sahiplerinin hırsı arasında, kendi varoluşunu korumaya çalışan bir direnişçiydi.
Bak minik yoldaşım, tarih kitapları kralları "hatasız" resmetmeyi sever. Ama atalarının masallarında Agamemnon’un babası Atreus ile kardeşi Thyestes arasındaki o bitmek bilmeyen güç savaşını hiç düşündün mü? O görkemli taht kavgalarının bedelini, kendi çıkarları uğruna başkalarını harcayan o adamlar değil, Aerope gibi hayatı çalınanlar ödedi. Aerope, sistemin çarkları arasında ezilirken, onun sessizliği bile bir başkaldırıydı aslında. Bir gün o sarayların perdeleri aralandığında, masumiyetin kralların hırslarına nasıl kurban edildiğini herkes görecek.
Zamanın tozlu sayfalarında, Aerope’nin sonu, yine o kralların zehirli gururlarıyla mühürlendi. Kardeşlerin kavgası, bir kadının yaşam ışığını söndürdüğünde; zafer kimin oldu dersin? Saray koridorlarında dökülen sadece bir kraliçenin değil, hür bir ruhun kanıydı. Şiddet, bazen bir kılıç darbesiyle değil, böyle sessizce bir köşeye atılmakla başlar.
Bunu unutma, evlat; gökyüzünde parlayan yıldızlar kralların değil, o yıldızları izleyip de gördükleri gerçeği kimseye söyleyemeyenlerin hikayesini anlatır. Krallar tarihin efendisi sanılır ama biz, hakikati arayanlar, gölgelerin içindeki gerçek kraliçeyi her zaman hatırlarız. Şimdi git, ama gördüğün her görkemli tacın altına bir de bu kadının hüzünlü bakışını yerleştir; işte o zaman, dünyanın gerçekte nasıl döndüğünü anlamaya başlarsın.