Thesauros Mythology Aedon. (Yun. Bülbül)

Aedon. (Yun. Bülbül)

Aedon. (Yun. Bülbül)

Aedon, antik anlatıların belleğinde farklı kimlikler ve dramlarla şekillenmiş, tanrısal otoritenin insan kaderi üzerindeki keyfi tasarrufunu bizzat deneyimlemiş mitolojik bir figürdür.

Homeros’un *Odysseia*’sında (XIX, 518) karşımıza çıkan ilk versiyonda Aedon, Thebaili Zethos’un eşidir. Kendi çekirdek ailesinin sınırlarını, eltisinin doğurganlığına karşı bir eksiklik olarak içselleştiren Aedon, bu kıskançlık girdabında yanlışlıkla kendi oğlu İtylos’un hayatına son verir. Otoritenin hükmü burada bir kurtuluş değil, ancak kederi bir kuşun sessiz ötüşüne hapsetmek olarak tecelli eder.

Miletos kökenli anlatıda ise Aedon ve eşi Polytekhnos, tanrıların gözetimi altındaki mutluluğu Zeus ve Hera’nın konumuyla kıyaslama cüretini gösterirler. İnsan hırsının tanrısal düzene karşı bir meydan okuma olarak algılandığı bu noktada, Hera’nın araya soktuğu Eris vasıtasıyla ikili arasındaki hiyerarşik yarış kızışır. Kumaş dokuma ve araba yapımı üzerinden kurulan bu güç savaşı, Polytekhnos’un Aedon’un kız kardeşi Khelidon’u bir köle gibi damgalayıp mülksüzleştirmesiyle sonuçlanır. İki kadının kendi bedenleri ve aileleri üzerinden yürütülen bu tahakküm mekanizmasına karşı giriştikleri dehşet verici öç, yani İtys’i pişirerek babasına sunmaları, özgürleşme çabası ile şiddetin birbirini nasıl beslediğinin bir göstergesidir. Zeus, dengeyi yeniden kurmak adına onları kuş kılığına sokarak, iktidarın kaçınılmaz otoritesini bir kez daha tasdik eder.

Atina anlatısında, özellikle Sophokles’in *Tereus* adlı kayıp tragedyasında, bu dram daha karanlık bir düzleme taşınır. Trakya kralı Tereus’un, eşi Prokne’nin kardeşi Philomela’ya yönelik cinsel saldırısı ve gerçeğin duyulmasını engellemek için Philomela’nın dilini koparması, tahakkümün en çıplak halidir. Dilin susturulması, varlığın egemen otorite tarafından yok edilmesi girişimidir. Yine benzer bir öç stratejisiyle krala oğlunun etini yediren kız kardeşler, bu kez tanrılar tarafından doğanın döngüsüne hapsedilirler. Aristophanes’in *Kuşlar* eserinde, Hüthüt kuşunun ağzından dökülen davet, aslında bu acının göklere yükselen bir başkaldırıya dönüşme çabasıdır: "Çöz tanrısal dilini" çağrısı, iktidarın zincirlerinden kurtulmuş, Apollon’un altın çalgısına meydan okuyan özgün ve tanrı tanımaz bir sesin arayışıdır.
Silenos
Gelin bakalım, şöyle ateşin başına biraz daha yaklaşın. Gözlerinizdeki o merak pırıltısını görüyorum; demek bülbülün neden geceleri o kadar hüzünlü şakıdığını merak ediyorsunuz? Eskiler, o küçücük bedenin içinde aslında ne büyük bir kederin yankılandığını hep bilirlerdi. Aedon’un hikayesi, insan kalbinin bazen bir damla kıskançlıkla, bazen de öfkeyle nasıl körleşebileceğinin en eski masallarından biridir.

Sizlere anlatılan Aedon’un yüzü, değişen zamanla birlikte bir başka kimliğe bürünür durur; tıpkı bir rüyanın sabah uyandığınızda başkalaşması gibi.

Bazı anlatılarda o, Thebaili Zethos’un eşidir. Kendi eltisinin, yani Niobe’nin çocuklarını kıskanıp bir gece karanlıkta hata yapar. Bir annenin eli, kendi evladı İtylos’un üzerine gider; gökyüzü sakinleri, bu büyük kederi görünce onun o bitmek bilmeyen feryadını dindirmek için Aedon’u bir bülbüle çevirirler. O günden sonra ne zaman bir bülbül sesi duysanız, o sesin aslında bir annenin "İtylos, İtylos" diye seslenişi olduğunu sanırsınız.

Ama hikaye başka ağızlarda bambaşka sulara akar. Bir de Miletosluların anlattığı vardır ki, insanın içini burkar. Aedon ve eşi Polytekhnos, güzellikleri ve yetenekleriyle gurura kapılıp gökyüzü sakinlerinden, Zeus ve Hera’dan bile daha mutlu olduklarını iddia ederler. Gurur, evlatlar! O, insanın kapısını çalan en sinsi misafirdir. Hera bu işe hiç hoş bakmaz ve aralarına Eris’i, o kargaşa tanrıçasını salıverir. Aile saadetinin yerini bir yarış alır, yarışın yerini ise korkunç bir intikam. Kız kardeşi Khelidon’un yaşadığı o büyük haksızlık, Aedon’un yüreğinde öyle bir ateş yakar ki, bir annenin eli bu kez kendi elleriyle hazırladığı bir felakete dokunur.

Hele bir de Atina’nın o meşhur tragedyalarında anlatılan Prokne ve Philomela meselesi vardır ki... Trakya Kralı Tereus’un zalimliği, kardeşlerin sabrını taşırır. İnsan bazen sevdiği için öyle büyük hatalar yapar, öyle büyük bedeller öder ki, sonunda insanlıktan çıkıp başka bir şeye dönüşmek zorunda kalır. Tanrılar, bu karmakarışık, acı dolu dramı noktalamak için onları kuşlara dönüştürür. Biri bülbül, biri kırlangıç olur; Tereus ise o günden beri hüthüt kuşu olarak ormanlarda gezer.

Aristophanes, o meşhur eserinde bir kuşun ağzından seslenir Aedon’a: *"Çöz tanrısal dilini, dök yüreğindeki acıları"* der. İşte o ses, aslında gökyüzü sakinlerinin huzurunda söylenen en eski şarkıdır. Apollon, altın saçlı tanrı, o şarkıyı duyduğunda fildişi çalgısını eline alır ve ona eşlik eder.

Yani evlatlarım, geceleyin ormanın derinliklerinden gelen o şakımayı duyduğunuzda, onun sadece bir kuş sesi olduğunu sanmayın. O, geçmişin tozlu sayfalarından bize seslenen, bazen pişmanlık, bazen öfke, bazen de dindirilmez bir özlem taşıyan kadim bir çığlıktır. Şimdi gidin biraz dinlenin; yarın güneş doğduğunda, belki o küçücük bülbüller size kendi dillerinde bambaşka sırlar fısıldarlar.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme