Gel bakalım güzel yavrum, yanıma otur şöyle. Sana, toprağın kucağında uyuyan ve bahar gelince neşeyle uyanan bir delikanlının, Adonis’in masalını anlatayım.
Bir zamanlar, uzak diyarlarda Smyrna adında çok güzel bir prenses varmış. Kader bu ya, başına gelen kötü bir büyü yüzünden hayatı bir anda değişmiş. Gökyüzü dostlarımız ona acımışlar ve onu incinmesin diye kokulu, güzel bir mersin ağacına dönüştürmüşler. Aradan aylar geçmiş, o ağacın kabuğu nazikçe çatlamış ve içinden dünyalar güzeli bir bebek çıkmış.
Aphrodite, sevgi ve güzellikten anlayan o zarif arkadaşımız, bu bebeği görünce hemen kucağına almış. O kadar çok sevmiş ki, büyütmesi için onu yerin altındaki krallığıyla bilinen Persephone’ye emanet etmiş. Ama Persephone de bebeğe o kadar bağlanmış ki, "Bu çocuk benim yanımda kalsın, onu kimseye vermem" demiş. Aralarında tatlı bir çekişme başlamış. Sonunda gökyüzünün bilge lideri Zeus araya girmiş ve demiş ki: "Adonis yılın bir kısmını yeraltında, bir kısmını da yeryüzünde, ışığın altında geçirsin."
Adonis baharı, güneşi ve çiçekleri o kadar çok sevmiş ki, yılın büyük bir kısmını Aphrodite ile yeryüzünde, bizim aramızda geçirmeye karar vermiş. Ama hayat bazen hüzünlüdür; o güzel delikanlı bir av sırasında talihsiz bir kaza geçirmiş. Adonis yere düştüğünde, toprağa damlayan kanlarından kıpkırmızı, harika çiçekler fışkırmış. Aphrodite onun yanına koşarken ayağına diken batmış; işte o an, bembeyaz güllerin üzerine damlayan bir damla kan, gülleri bugünkü o meşhur kırmızı rengine boyamış.
İşte o günden beri, kış gelince Adonis sanki uzun bir uykuya dalar, toprak dinlenir. Bahar güneşi yüzünü gösterdiğinde ise doğa yeniden neşeyle uyanır. İnsanlar eskiden bahar geldiğinde küçük saksılara tohumlar eker, "Bak, Adonis geri döndü, her yer yeşeriyor" diye bayram yaparlarmış. Hatta o çiçekler hızlıca büyüyüp solduğunda, "Ah Adonis, yine bizi bırakıp uykuya mı gidiyorsun?" diyerek onu sevgiyle anarlarmış.
Görüyor musun evlat? Doğadaki her çiçek, her tomurcuk aslında bir masalın parçası. Şimdi git, bahçede bir çiçek bul ve ona gülümse; belki Adonis sana bir selam yollar. Birazcık da neşelenelim diye bir kadeh üzüm suyu içtim, ruhum şenlendi; hadi sen de koş oyna bakalım!
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Kucuk bir fidanın topraga tutunusu gibi gorunen Adonis'in hikayesi, aslında buyuklerin kurdugu acımasız oyunların bir aynasıdır. Sana anlatılanlar, belki sana bir cicek bahcesi gibi gelir ama icinde derin bir huzun ve otoritenin soguk nefesi gizlidir.
Gokyuzu sakinleri ve krallar, her zaman kendi hırslarını evrenin kanunu gibi sunarlar. Adonis, babası Kinyras ve annesi Myrrha arasındaki o karmasık, karanlık oyunun kurbanıydı. Saraylarda guc sahibi olanlar, kendi hatalarının bedelini her zaman savunmasız olanlara oderler. Myrrha bir agaca donusturulurken, kral olan babasının kendi kanından olana karsı savurdugu o kılıc, aslında otoritenin merhametsiz yuzudur. Kimse sormaz, "Peki ya bu kucuk cocuk ne olacak?" diye; herkes sadece kendi arzusunun pesindedir.
Sonra devreye giren guclu dostlar; Aphrodite ve Persephone. Adonis'i bir oyun hamuru gibi paylasamadılar. Birisi yeraltının karanlıgını, digeri ise gokyuzunun parlakligını temsil ediyordu. Adonis ise, onlarin kavgası arasında bir piyon gibi oradan oraya suruklendi. Zeus mu? O, her zamanki gibi "huzur" adı altında kendi otoritesini koruyan bir karar verdi; ama gercek su ki, kimse Adonis'in kendi hayatını yasayıp yasayamayacagını merak etmedi.
Ve o son... Bir yaban domuzunun salınması, aslında baska bir guclunun kıskanclıgının sonucuydu. Adonis'in kanı topraga dusunce acan laleler, şarap kadehine damlayan bir damla neseye benzer; biraz huzun, biraz guzellik ama sonunda hep bir kayıp... Kadinlar baharda saksılara tohumlar eker, onlar hızlıca solarken "Vah Adonis!" diye aglarlardı. Onlar aslında sadece o guzel genc icin degil, kendi yasamları boyunca o otorite carkları arasında solup giden her sey icin yas tutarlardı.
Unutma evlat, toprak bile kanla boyansa cicek acar, ancak o ciceklerin rengi her zaman birilerinin kurban edildiginin sessiz bir kanıtıdır. Guclu olanların hikayelerine inanma; gercekler, topragın altında, yani sessizlerin hikayelerinde saklıdır. Şimdi, bir yudum taze nese ile yasamın tadını cıkar, ama gucu elinde tutanların aslında hic de bilge olmadıgını her zaman hatırla.