Thesauros Mythology Acca Larentia

Acca Larentia

Acca Larentia

Romulus ve Remus'un sütannesi, efsanevi bir güzelliğe sahip, mirasını Roma halkına adayan hayırsever ve bereketli bir Roma figürüdür.

Roma’nın kurucu mitosunun gölgesinde, Faustulus adındaki çobanın hanesi, aslında devletin temellerine iliştirilmiş ilk toplumsal rıza üretim merkezidir. Acca Larentia, tesadüfen bulunan Romulus ve Remus’u kendi evlatlarıyla aynı çatı altında toplayarak, biyolojik aidiyetin ötesinde, kolektif bir disiplin aygıtının ilk sütunlarını diker; iktidarın varlığını sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu "besleyici anne" figürünü, doğal bir görevmişçesine üstlenir.

Diğer anlatılarda ise Larentia, güzelliğin sadece bir meta değil, aynı zamanda erkek tahakkümünün zar oyununa malzeme edildiği bir nesneye dönüştüğü sahnede belirir. Hercules ve tapınak bekçisinin, kadını bir ikram olarak ortaya koydukları bu pazarlık, mülkiyetin ve arzunun beden üzerindeki mutlak hakimiyetini gözler önüne serer. Tanrısal bir buyruk gibi sunulan bu zoraki paylaşım, Larentia’nın zengin bir Etrüsk soylusuyla evlenip ardından servetini Roma’ya devretmesiyle nihayete erer. Bu son bağış, bireysel bir cömertlikten ziyade, kurulan iktidar mekanizmasının meşruiyetini güçlendiren, birikmiş sermayenin devletin dişlileri arasında eritilerek sistemin devamlılığına sunulduğu son bir biat ritüelidir.
Silenos
Şöyle ateşin başına yaklaşın bakalım, ayaklarınızı uzatın. Bugün size, Roma’nın o meşhur yedi tepeli şehrinin temelleri daha atılmadan önce yaşamış, yüreği kocaman bir kadından bahsedeceğim. Adı Acca Larentia. Bazıları ona sadece bir çoban eşi der ama hikayesi, bir destanın içindeki en şefkatli düğümdür.

Hani şu ünlü Romulus ve Remus bebekleri vardır ya; hani bir dişi kurt tarafından emzirilen, kaderin ağlarını ördüğü o iki kardeş... İşte onları ıssız bir yamaçta, soğuktan tir tir titrerken bulan çoban Faustulus’un karısıydı Acca. Düşünün bir kere, kendi evinde zaten on iki tane dünya tatlısı çocuğu koşuşturup duruyor. Bir anne için bir sofrayı on dört kişiye kurmak kolay mı? Ama o, yüreğindeki sevgiyi öyle bir genişletti ki, o iki gariban bebeği de öz evlatlarından ayırmadı. Roma dediğimiz o koca imparatorluk, aslında Acca’nın evindeki o kalabalık sofrada, o sevgiyle pişen sıcak çorbada büyüdü.

Ama işin bir de başka yüzü var ki, orası biraz daha... eh, nasıl desem, gökyüzü sakinlerinin oyunlarıyla dolu. Gençliğinde Acca, öylesine bir güzelliğe sahipmiş ki, gören dönüp bir daha bakarmış. Bir bayram günü, Hercules, o meşhur güç timsali kahraman, bir tapınak bekçisiyle zar oyununa oturmuş. Bahisleri ne mi? Bir ziyafet ve kazananın, bu güzel kızla beraber olması. Kaderin cilvesi işte, zarlar Hercules’in lehine düşmüş. O an sadece ölümlülerin değil, yukarıdaki tanrıların da bakışları Acca’nın üzerindeymiş.

Sonra zaman akmış, Acca yaşlanmış. Bir Etrüsk soylusuyla hayatını birleştirmiş. Kocası ömrünün sonuna geldiğinde, arkasında büyük bir servet bırakmış. Acca ise, o vakur ve bilge duruşuyla, kendisine kalan ne varsa –tarlalar, bağlar, gümüşler– hepsini o çok sevdiği Roma halkına bağışlamış.

Yani evlatlarım, Acca Larentia sadece bir çoban eşi ya da bir tanrının göz koyduğu güzel bir kız değildi; o, Roma’nın hem annesi hem de cömert bir koruyucusuydu. Şimdi, o kadim şehrin sokaklarında yürürken, bazen durup düşünün: Belki de o sokakların taşlarında, o cömert kadının bereketli izleri vardır.

Hadi bakalım, şarabınızdan bir yudum alın ve ocağı tazeleyin. Daha anlatacak çok şeyimiz var, gece daha çok genç.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme